CLICK HERE FOR THOUSANDS OF FREE BLOGGER TEMPLATES »

10 Ekim 2013 Perşembe

İlkokul 1. Sınıf ve bir annenin çıldırış hikayesi

                                               


                                       
Dikkat: Bu yazı kalp ve tansiyon problemi olanlar üzerinde sıkıntı, bayılma, daralma hissi yaratabilir. Aynı şekilde okula yakın gelecekte başlyacak çocuğu olanların da dikkatli okumalarını tavsiye ederim zira karamsarlık ve bunalmışlık hissiyle “amannn erkenden iş hayatına atılsın” diye karar verenlerin verecekleri kararla ilgili sorumluluk kabul etmem.

Söylemişlerdi aslında bana da. Yani başıma gelecekleri biliyordum, daha doğrusu tahmin ediyordum da, yaşayınca, o tahmin ettiklerinin ne kadar hafifi kaldığını anlıyor insan.
3 haftadır bir Hande Yener şarkısı içinde gibiyim. “Le, le ,le,le ben çok özel, le, le, le, le ben çok üzen, le, le, le, le anne miyim ben?”. Hayır birşey değil bu iki harften soğudum. Bir şey değil gittikçe de çoğalıyorlar. İlk hafta sadece “l” ve “e” vardı. Sonra bunlar birleşip “le” ve “el” oldular, yetinmediler “ele” ve “elle”ye dönüştüler ve son nokta olarak “el ele” olarak hayatımı mahfettiler.
                                         

Aman canımmm, abartıyorsun mu dediniz? Okumayı yüreğiniz kaldırırsa saat 08:00 küsür itibariyle başlayan ödev maceramızı buyrun okuyun;
“Yemekten kalktıktan sonra hemen ders çalışılır mıymış” biraz teneffüs yapmam lazımla başlıyor maceramız. O teneffüs nedense bana saatler gibi geliyor. İsteksizce oturulan masanın başında başlıyoruz ödevimize. Eni topu 3 sayfa el yazısı ile  “ele” yazacağız. Ne diyorum ben?? Niye yazacağız,niye biz? Efe Deniz yazacak. Ben de yanlış yaptığında “bu olmadı oğlum tekrarla diyip sileceğim (niye ben siliyorsam?) ve o düzgünce yazacak. Sonuçta 3 sayfa nedir ki, yarım satte ödev bitip oyun oynayacağız.... diye düşünüyordum ilk zamanlarda. Ve başlıyoruz. İlk “e” iç güveysinden hallice yapıldıktan sonra kalemin kıvrılmasıyla “l”ye doğru ilerliyoruz tam “l” tepe satıra değip ikinci “e” ye yol alacakken duruyor.

Efe Deniz (ED): Anne doğumgünüme kaç gün kaldı?
Anne(A): Daha 2 ay var oğlum hadi sen devam et.
ED: Hımm. 2 ay çok mudur? Kaç gün yani?
A: Sen şu ilk kelimeyi bitir ben anlatırım.

“l” tepeye değip “e” harfine benzer(bence o da küçük “l”) bir harf ile ilk kelime yazılır. Ona göre görev tamamlanmıştır. Ve daha önümüzde sürüsüne bereket satır durmaktadır.

ED: Benim gözlerim kaşınıyor.
A: Ödevini yap geçer??? (ne demekse)
ED: Bu kelemin arkası da yazıyor baaakk. ( ve ödev kağıdının dibinde kalemin arka ucundan çıkan boya ile masmavi bir leke oluşur)
A: Oğlum hadi bak 15 dakika oldu daha 1 kelime yazdın. Üç sayfa daha var, bak yetişmeyecek.

Puflamalar ve oflamalar eşliğinde ikinci “ele”ye geçilir.

Bu arada anne sürekli direktif vermektedir: Oğlum satırdan taşmasın, iki kutucuğun arasına sığdır, hah tamam “ e” oldu şimdi uzat onun kuyruğunu ve “l” yap, harika bir tane daha “e” yaparsan tamamdır....Ohaaa Efe Deniz o “e” ile ilk yazdıkların arasından dağ kadar mesafe oldu. Sandalyeden inen Efe Deniz odanın içinde koşmaya başlar, dağ kadar olması için işte bu kadar, bu kadar boşluk olması lazım diye turlar atar odanın içerisinde.
Anne başını iki elinin arasına almış, tiktaklayan saati duymamaya çalışmaktadır.

Arada içeride ne yaptığımızı merak eden ve uzuuunca bir süre annesinden ayrı kalan Nehir avutulur. Avunduğuna inanılmasına rağmen tekrar odaya dalarsa haşlanır..vs

Tekrardan masa başında buluşulur.
A: Bak oğlum çok geç olmadan bitirmemiz lazım bu ödevleri( yine 1. Çoğul şahıs demek ki hata bende çocuğun ödevlerini fazla sahiplenmişim). Yoksa oyuna zaman kalmayacak direk yatmaya gideceksin. Neden kendini veremiyorsun? (çok çok yanlış soru, çünkü anne bunu ir soru olarak sormamaktadır ama çocuk soru olarak algılamaktadır)

ED: kendimi veremem tabii, kafam çok karışık. Okulda bugün kavga ettiğim çocuğu düşünüyorum (bu da başka yazı konusu, detaya girmeyeceğim) biz onla sonra “kanka” (jargon değişti bile) olduk ama yarın yine kavga eder miyiz diye düşünüyorum. Sonra kalemlerimi düşünüyorum. Sonra doğumgünü...Aaaaaa (anne araya girer) tamam sen düşünme şimdi bunları sonra düşünürsün!!!

Puflama eşliğinde tekrar başlanır. Daha fazla iç bunaltmadan kısa keseyim. Senaryolar ve dialoglar değişir ama her “ele” benzer koşullarda yazılır. İlk 2 sayfa yaklaşık 3 saatte bittikten sonra çıldıran anne farklı yönetemler deneye başlar. Artık son sayfaya geçilmiştir ve annede ne sabır, ne derman, ne de tahammül kalmamıştır.
İlk deneme günün yorgunluğunun üzerine eklenen o sinirin verdiği gerginlikle tehdittir;

A: Bana bak Efe Deniz yapmıyorsan yapma, hemen gidip sana bir çöp arabası alalım, bırak okulu filan da çık sokaklarda çöp topla. Ödevini yapmak istemiyorsan okula gitmene gerek yok okula gitmiyorsan da sokakta çöp toplayarak çalışırsın.
E: Ya tamam yapıyorum...der ve 2 tane daha yazdıktan sonra yine dağılır.

İkinci deneme olumlu yaklaşım olur:
A: Bak güzel oğlum, bu ödev sebi sorumluluğun. Hepimiz birinci sınıfta aynı zorlukları yaşadık. Şimdi sana zor geliyor, yoruluyorsun ama okumaya ve yazmaya başladığında ne kadar güzel olacak.Bana mektuplar yazacaksın, kitapların olacak. Hadi benim aslan oğlum, kaplan oğlum (ver gazı şeklinde) sen 2 dakikada bitirisin şu tek sayfayı...

Son sayfanın ilk 2 satırı bittiğinde artık anne de bitmiştir.

A: Ben gidiyorum.
ED: Nereye? Nehir’in odasına mı?
A: Yüreğimin götürdüğü yere...
ED: Orası neresi?
A: Kimsenin bilmediği, beni bulamayacağı bir yer.
ED: Tamam ben de geleyim. ... der ve kitap defter herşeyi çantaya tıkıştırmaya kalkar.
A: Aaaaaaaaa (çığlık) hiçbir yere gitmiyoruz daha ödev bitmedi.
ED: Bitince mi gideceğiz?
A: Bitince yatacaksın.
ED: Yaaa ama daha oyun oynamadık.

A: E bitir şunları hemencecik o zaman. (Yarım saat içinde 3 değişik ruh hali)

Bitirme teleşıyla öküzgözü üzümü kıvamında “e”ler ve devasa “l”ler havada uçuşur. Anne mükemmeliyetçi(bugüne kadar ne işime yaradıysa) Bütün iri harfler silinmek suretiyle tekrar tekrar yazdırılır.
Arada birkaç cinnet geçirme anı eşliğinde omuz cimcirme, birkaç manik-depresif an eşliğinde uzun süreli sessizlik, birkaç “ne yapıyorum ben, o daha 6 yaşında bile değil, bu saatlere kadar da ödev yaptı” eşliğinde anne vicadanına bağlı sevgi seli gibi şizofrenik davranışlar gösterilir. Ve ödev biter.... mi??? O da ne??? 5’er 5’er 50’ye kadar ritmik sayılacak.
Saat 11:15. Ve “ben daha oyun oynamadım kiii” diyen bir çocuk. İki seçim var: ya ödev sallanmayacak, daha ilk baştan sorumluluğunu bilmeyen bir çocuk yetiştirmenin adımı olacak. Ya da ödev yapılacak çocuk okuldan ve dersten nefret edecek. Bir anda bir ışık belirdi kafamın üstünde. Yok yok ölüp melek olmadım. Dedim ki “aaa öğretmen bir de oyun vermiş.” Yatana kadar da bu oyunu oynayalım mı? 10 tane 5 kuruş aldım ve bu bir yarışma dedim. Şimdi ben sana her defaında bir para yolladığımda sen biriken paralarını sayacaksın.Yanlış yaptığın yerde tüm paraları geri alacağım ve tekrar başlayacağız. Hepsini 3 kere üst üste doğru saydığında da tüm paralar senin olacak. (evet biraz rüşvet gibi oldu ama napiim). İşe yaradı ve kısa sürede bu ödevi de tamamlamış olmanın huzuruyla günü, pardon geceyi bitirdik. Tabii bunca yıldır 09:30’da en geç yatılır diye oturttuğumuz uyku düzenimiz de yalan oldu. Zavallı Nehir’de bundan nasibini aldı. Nehir....Nehir... aman tanrım seneye de onunla aynı yollardan geçeceğim. Kütttt ( annenin bayılma sesi)

Buraya kadar hala okuyan kaldıysa, ilkokul 1. Sınıf zor lafını duymak ayrı yaşamak apayrı-ymış-. Her çocuk Efe Deniz gibi olacak diye birşey yok tabii. Eminim kendi başına masanın başına oturup ödevlerini bitiren ve “ anneee bittiii, bir bakar mısın?” diyen harika çocuklarda vardır. Böyle çocuklarınız varsa lütfen  bunun bilgisini kendinize saklayınız oynamış ruh halimle daha fazla oynamayınız. Haaa ben de daha beteri var diyosanız ama lütfen yazınız da “ arada halime şükredecek bir şey” olsun.
Not: Çocuk nasıl ders çalıştırılırla ilgili nasihatları lütfen içinize atınız zira bünyem nasihat kaldıracak durumda değil.



glitter-graphics.com

8 yorum var.Sen de yazmak istersen burayı tıkla...:

Zekiye Bakir dedi ki...

YAZINIZA BAYILDIM AYNI SORUNLAR İÇERİSİNDEYİM BENİMDE KIZIMDA AYNI SORUNU YAŞIYORUM 61 AYLIK GÖNDERMENİN PİŞMANLIĞINIDA YAŞIYORUM KEŞKE DİYORUM AMA GEÇ KALDIM KENDİ KENDİMİ YİYİP BİTİRİRKEN BİR YANDANDA ONA BASKI UYGULAMANIN PİŞMANLIĞI KIZMIYCAM BAĞIRMIYCAM OLABİLİR O DAHA KÜÇÜK AMA YAPTIRMAZSAM GERİ KALIR ENDİŞESİ BEKLENTİLER İLERİSİNİ DÜŞÜNMELER GERÇEKTEN ÇOOOK ZORMUŞ BİRİNCİ SINIF ANNESİ OLMAK BU KADAR ZOR OLDĞUNU BİLSEYDİM....

Adsız dedi ki...

kolay gelsin, bende aynı durumdayım hatta daha beter diyebilrim, buraya nerden düştüm biliyormusunuz, rüyalar hayaller ve düşlerle ilgili resim şiir bilmece araştırmacası :D 1. sınıf için, sabırlı olmaktan başka yapabilecek hiç bir şey yok. işimiz çok zor gerçekten

Burcu dedi ki...

:))) Öldüm gülmekten.. Benim de bu Eylül ilkokul 1. sınıf olacak bir oğluşum ve ve maalesef ki hiç de o son paragrafta bahsettiğiniz "Anne geeelll ödevim bittiii!!" diyebilecek bir çocuk değil.. Bütün bir yıl böyle mi gidiyor yani?? Stres oldum yemin ederim!...

Denize ve Nehire aşık dedi ki...

Sevgili Zekiye ve Burcu, 2 çocukla blog ancak bu kadar takip ediliyor işte. Yorumlarınızı ancak görüp ancak teşekkür edebiliyorum. Maceram daha da bitmedi bu sene de kızım başlayacak :) Üstüne üstlük oğlum geçen seneki muhteşem performansı sebebiyle hala 1. sınıf yarı dönem kıvamında. Ama yanlız olmadığımız bilmek güzel.

behlül efe EYÜPOĞLU dedi ki...

Sizi tebrik ederim bu kadar mı aynı olur o konuşmalar sürekli direktifler ufaklığın düzeni vs alkışlıyorum sizi ....

Unknown dedi ki...

Allahım demek yalnız değilim.bütün gün oğluma bağırdım.hatta vurdum.şimdi o uyudu ama ben vicdan azabından uyuyamıyorum.çok Üzgünüm

Unknown dedi ki...

Allahım demek yalnız değilim.bütün gün oğluma bağırdım.hatta vurdum.şimdi o uyudu ama ben vicdan azabından uyuyamıyorum.çok Üzgünüm

Adsız dedi ki...

Bu sene 1. sınıf okutan bir öğretmenim ben de... Allah hepimize kolaylık versin. Buradan annelere seslenmek istiyorum. Lütfen 72 ayını tam doldurmadan çocuklarımızı okula göndermeyelim. 60-71 ay arasını okula yönlendiren sayın(!) politikacılarımız emin olun kendi çocuklarını erkenden göndermemişlerdir. Çocuğumuzun omuzlarına boşuna ağır yükler yüklemeyelim. Bırakalım gelişimlerini normal zamanlarında tamamlasınlar. Acelemiz ne?