28 Kasım 2009 Cumartesi
24 Kasım 2009 Salı
Doğumgünü partimiz
Ayyyy ne güzel bir yer burasıEfe Deniz evden çıkarken bana küstüğü için partinin en başında oldukça mahsundu.Bir süre yanlız kovboy olarak takıldı...
İşte resimlerle doğumgünü partimiz:
Heyy Duru, Efe Deniz yokken şu kamyonla biz oynayalım mı???
Kasayı boşaltan çete...
Veee pastamızı keselim...
Güzel arabaların güzel kızları çektiği tezi doğru galiba :)
Takımın diğer üyeleri firarda... sol baştan: Uras, Nehir, Efe Deniz, İrem, Emir...
Bi o yana emekle, bi bu yana emekle, bir o topla oyna, bir bu oyuncakla oyna... Offf yoruldum valla...
Ben de bittim Nehir, biraz masada oturup sütümü içeceğim...
ve hatta şu mindere biraz uzanacağım...
Neee parti bitti mi? Hayır...Siz şu bakışımı görüyor musunuz. Hadi eğlenceye devam...![]()
glitter-graphics.com
13 Kasım 2009 Cuma
Efe Deniz'den inciler
-Nehir kaka yapmaya çalışmakta ancak çok zorlanmaktadır. suratı ıkınmaktan kıpkırmızı olmuştur.
Efe Deniz: Anne baak Nehir patliycaak.
- Filiz oturmaktadır. Efe Deniz burnunun dibine kadar sokulur çapkın bir ifadeyle: "senin gözlerin çok güzeel" der.
-Anne ve babasının aldığı oyuncakları şöyle bir elinde evirip çevirdikten sonra: "beğendim çok güzeelll" der
-Çikolata diye tutturmaktadır, anne "param yok" diyince cevap hemen gelir : "anne işe git!çikolata al!"
-Nehir ıslak mendilleri kutudan çıkarıp dağıtmaktadır. bizimki bağırır "nehir ellemee onlar paraa"
-Nehir kendi halinde oynamaktadır. Efe Deniz yaklaşır, Nehir'in yanağından bir makas alır ve "fıstık" der.
-Başka bir fıstık vakası: Anne botlarını çıkarmış dışarı çıkmak üzeredir. Ufaklık bir koşu gelip ayakkabı dolabını açar, topuklu ayakkabıları çıkarıp annesine uzatır. "Anne fıstıkları giy"
- Başparmağım nerdesin şarkısını kendine göre yorumlayarak evde dolaşır: "nerdeyim, burdayım"
- Hava kapalı, yağmur yağmaktadır. Uzun süre odalar arasında dolandıktan sonra derin bir "offff" ve arkasınan "çok sıkıldım" der.
-Elinde plastik bir kevgir, koca bir tahta kaşık ve pişmemiş makarnalar ile yemek yapmaktadır.
Kendi kendine konuşmaya başlar: "Ben yemek pişiriom, Nehir'e yediriom, nehir ye, ham, çok güzel, anneme yediriom, anne ye, hamm, çok güzel, ben de yiyom ( ve bütün çiğ makarnaları ağzına atıp afiyetle yer)
- Tabureye çıkmaya çalışmaktadır. Anne elini uzatınca hemen tepki verir "anne, bırak ben yapabilirim..." bir süre deneyi başaramayınca sanki anne hiç yardım teklif etmemiş gibi azarlar bir ifadeyle "anne yardım edebilirsin?
-Gözler kısılmış uyumak üzereyken ninni talebi gelir."Beni al"ı söyle. Anne düşünür taşınır ve sonunda anlar: "benim annem güzel annem BENİ AL kollarına..."
-Babasının çalışma odasına girmek istemektedir. Filiz girmek için babandan izin iste der.
Bizim ki seslenir "babaaa girebilirim?". Baba, annenden izin al der, bizimki bana döner "anne alabilirim?":)
-Bir konu için eşime seslenirim "hayatım gelebilir misin? İçerden cevap gelir "birazdan geliyorum" Efe Deniz lafa karışır "hayatım çabuk gel!"

12 Kasım 2009 Perşembe
Uras'ın doğum günü






11 Kasım 2009 Çarşamba
Güzel kızım...
18 Ekim 2009 Pazar
Resimler konuşsun
İstediğim kadar sıklıkla yazamadığımda kızıyorum kendime, sanki sizin güncenizden çalıyormuşum gibi hissediyorum.
Yine uzun zaman girdi araya...
Yazmak zor sıkıştırılmış zamanlarda.


Uras ve Efe Deniz için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Onlar her zamanki gibi yaramazlık peşindeydiler...








25 Eylül 2009 Cuma
Eylül esintileri
Annemin yokluğundan istifade geçtim klavyenin başına.
Ne yokluğu derseniz,annemi kaybetmemek için ona bir tatil verdik...
Neden mi?
İşte son zamanlardaki hayatımız;
"Neee sabah saat 07:00 mi oldu? Ama ben daha yarım saat önce uyudum, yaaa 15 dakika daha...zzzz...
Aman allahım geç kalacağım saat 07:30 olmuş... 15 dakikada hazırlanılıp çıkılır. 5 dakika rötarla işyerine varan annem, 08:05 itibariyle iş başı yapar. Süt izni sebebiyle saat 16:00'da çıktığından günlük işleri arasında sabah 10:30 civarı bizi arar ve 16:00da çıkıp soluğu parkta alır. Topuklu ayakkabılarıyla peşimde koşmaya çalışması ve omzundaki çantayı ikide birde düzeltmesi parkta öyle bir iğreti durur ki anlatamam. Ama o yine de umursamaz benim peşimde o spor aletinden bu salıncağa, şu çimenden bu havuza sürüklenir. En son noktaya geldiğinde "yeter Efe Deniz, oturmak istiyorum artık" dediğinde ise pat diye yere oturup "anne otur derim". Yere oturması pek mümkün olmayan annem muhtemelen içinden "la havle" çekerekten peşimde koşturmaya devam eder. Bir süre sonra "anne ufff" diyerek ayaklarını gösterip onu azad ederim. Böylelikle azapçeken ayaklar rahatlarken, kol kaslarının sırası gelmiştir.
Ufak tefek görüp de karamürsel sepeti sanmayın 11 ay farkımıza rağmen aramızda sadece 1 kilo fark kaldı. Nehir hanım bugüne bugün neredeyse 10 kg. Yaniii annemin kolları yaklaşık 5 dakikanın sonunda zonklamakta beli ise "yandım allah" sinyalleri vermektedir.
19:00 civarı eve dönüldükten sonra bir müddet salonda yuvarlanılıp oynanır. 19:30 itibariyle yemek savaşı başlar ve 20:30 a kadar sürebilen bu savaştan çoğunlukla Nehir ve ben galip çıkarız.
Sonra sırayla banyolarımızı yaparız. Ben genelde mızıkçılık yapıp Nehir benden sonra girerse tekrar yıkanmak için tutururum. Ve duşu iki de bir de açıp yeni giydiğim pijamalarımın ıslanmasına sebep olurum. Giyin soyun toparlan derken 21:00-21:30 olan saat nedeniyle uykuya doğru yolculuğumuz başlar. Anneme sarılıp yarım saat 45 dakikaiçinde yarı konuşa yarı ninni mırıldanarak uyurum. Eğer annem şanslıysa bu sırada Filiz ablam da Nehir'i uyutmuştur. 22:00 itibariyle rahatlayan annem zaten 23:00 civarında uyur kalır. Ta ki 00:30 itibariyle uyanan ve sonrasında her yarım saatte bir mızıldanmayı huy haline getiren kardeşim sayesinde ne uyduğunu anlar ne uyanıklığını. Sanki tüm bu mızıldanmalar yetmezmiş gibi son 1 aydır saat 04:00de uyanıp yaklaşık 06:30a kadar oynamaya başlayınca işler iyice çığrından çıktı. Çünkü senaryo bu noktada kendini tekrarlamaya başlar...
"Neee sabah saat 07:00 mi oldu? Ama ben daha yarım saat önce uyudum, yaaa 15 dakika daha...zzzz..
Uzun zamandır da bu yüzden uzun uzun yazamıyordu neler yaptığımızı. Hazır o yokken ben bahsedeyim bizdeki son gelişmelerden.
Ben 21 aylık oldum. Gördüğünüz gibi resmen küçük bir adamım :) Artık uzun cümleler kuruyorum. Mesela "anne , ben anneanneme gidicem" diyorum. Ya da yaptığım şeyleri hemen yaptıktan sonra söylüyorum. Mesela "osurdum :)"gibi. Hala komik bir adamım. Bir yere çarpınca "yuh be" garip bir durum karşısında "anam" yada biraz beklediğimde "patladım" diyiveriyorum.
Takmam kafama hiçbir şey tokadan başka...
23 Eylül 2009 Çarşamba
20 Eylül 2009 Pazar
Yazdan geriye kalan...bir kaç resim şimdi!

Önce hazırlık...
sonra suya dalış.
Özgür kız nehir kimse müdehale etmeden yüzmek ister...18 Ağustos 2009 Salı
Nehir hayatı keşfediyor...



Oyun kavramım melek yüzlü şeytan sayesinde gelişti :)



05 Ağustos 2009 Çarşamba
Fotolarla ortaya karışık
20.aya gireceğim şu günlerde iyice sarışın oldum.Bakınız yukardaki efendi duran halim. Her gören saçlarımın bu kadar açılmış olmasına inanamıyor. Valla papatya suyu filan sürmüyoruz tamamen doğal bir açılma :)
glitter-graphics.com
22 Temmuz 2009 Çarşamba
Neler yapıyoruz
ayaklanmaya...
İlgi ikiye bölününce bizimkisi pek bir bozuldu. Gelip ikide birde etrafındakileri ve beni tırmalamaya ve ısırmaya başladı. Ben durur muyum yakın markaj yakaladım mı, ben de yapışıyorum saçına başına :)
İkimizin de en sakin en uyumlu olduğumuz yer havuz. Pek bir keyif alıyorum havuza gitmekten. Genelde güneş kremini vücuduma sürseler de bu krem benim en sevdiğim diş kaşıma aracım. Kremi elime alıp kuduruyorum :)
Ama en sevdiğim şey yüzmek.
Sudan hiç ama hiç çıkmak istemiyorum. Kısaca aşağıdaki resimde, "o bir küçük hanfendiii" gibi dursam da abimi örnek alarak büyüyorum.
Efe Deniz:
Kıza bak ya ,iki dakikada yine beni çekiştirmiş. Yok öyle kıskançlık filan, oyuncaklarımı vermiyorum çünkü onlar benim. Ben doğunca bana alındı. Ha annem-babam çok istiyorlarsa ona yenisini alsınlar. Mecbur muyum ben herşeyimi onunla paylaşmaya.
Bak bi de benim thisirtümü giyip poz filan veriyor. Yine ısıracağım galiba... Ihhh ısıracağım mı dedim yok yok dişlerim kaşınıyor da ondan. Aman şurda iki satır kendimizden bahsedeceğiz yine ana konu küçük hanım oluverdi. Neyse siz onu bırakın da ben neler yapıyorum anlatayım. Konuşuyor gibiyim. Gibiyim diyorum çünkü 2 kelimeden oluşan cümleler kuruyorum. Ama tek tek kelimelerle istediğim herşeyi anlatabiliyorum. Mesela : anne, galk, del, vu,goy=anne kalk gel su koy, ya da baba, in araba ınnnn = baba inip arabaya binip gidelim :) birde sorulan sorulara yine tek kelimeyle cevap veriyorum; bisikletin nerde ? aşada=aşağıda, nasılsın? iim=iyiyim? Kalem koltuğun altında mı? yok...vs En komiği söylenen cümleleri tamamlamam. Bizimkiler "türküm" diyor ben heme peşinden "doğruyum" diyorum. Ya da annem "biir" diyor ben hemen "itii" diyorum. Sayıları biliyorum ama bizimkiler pek gaza gelmesinler diye henüz peşpeşe saymıyorum.Bizim ufaklık bir konuda haklı. En iyi anlaştığımız yer havuz. Herkes kendi halinde.
Benim arkadaşlarım da var,o yüzden pek muhattap olmuyoruz.
Bütün gün havuzun içinde dolanıp, yüzme stilleri geliştirip duruyorum.
Muzurluk konusuna gelince söylemem gerek var mı? Tabii ki tam gaz devam :)
Makinaya.... TAM İSABET
İş hayatı sanki hiç ara vermemişim gibi kaldığı yerden devam. Zor olmuyor mu diye soruyorlar bana. Hem evet, hem hayır. Evet çünkü çook yorucu bir tempo oluştu hayatımda. İşten çıkıp çocukları ihmal etmemek adına onlarla yatana kadar kaliteli zaman geçirme çabası oldukça yıpratıcı. Süt izni sebebiyle 16:00da işten çıkıp afacanların yanında alıyorum soluğu ve bu tempo gece 22:00ye kadar sürüyor. Yani sabah 08:00-22:00 arası full time mesai. "vah vah" mı deniz? evet bence de vah ki ne vah! "onu iki çocuk yaparken düşünecektin" mi dediniz? Haklısınız, bu kısmı düşünmemişim.

Neyse işin bir de hayır kısmı var. İş hayatına dönmek, "eski" Başak'ı bulmamı sağladı. 2 yıldır sadece anne olan ve içindeki potansiyeli dışa vuramayan Başak geri geldi, sosyalleşti,kendine kahve molaları da olsa zaman ayıran biri oldu. Tabii bir de tüm gün çocuklarla olamayıp onları özleyince gün sonunda onlarla olan iletişimim çok daha iyi ve anlayışlı bir boyuta geldi.
Kısaca zaman daha hızlı akmaya başladı. Ama ben hala her anı dolu dolu yaşamaya çabalıyorum...
glitter-graphics.com
05 Temmuz 2009 Pazar
Çalışan anne olmak
29 Haziran 2009 Pazartesi
2 yıldan sonra tatil

Bol bol mola da veripnce, son bir kaç saat dışında çok mızıldanmadı çocuklar. İlk gece halamızda misafirdik. Halamız,ve kuzenler hasret giderdi.
İkinci günün sabahı "Ürkmez'e" doğru yola çıktık. 45 dakika sonra babanne ve dedenin yanında, yazlıktaydık.
Efe Deniz bahçe ve hortumu görür görmez mest oldu zaten. 
deniz soğuk olmasına rağmen suda da oldukça keyifli vakit geçirdiler. 
Gündüz vakti deniz kenarında yeterince suya doymamış gibi eve döndüğümüzde de şişme havuzda oynayıp durdular. İlk kelimesi (anne-baba haricinde) "araba" olan Efe Deniz'in tatilimiz boyunca araba aşkı görülmeye değerdi. Arbanın anahtarını isteyip , elinden yayakaldığı ilk kişiyle arabaya gidip, anahtarı kontağa sokup kendi kendine direksiyon çevirip bir yandan vites değiştirip "ınnn ınnn- düttt düttt" diyerekten araba sürüyormuş gibi yapması son günlerde artık hepimize fanalık getirdi :) Tatilimizin son günlerine yakın gelen, halamız, Ersin-Tuba ve Erkin sayesinde de mangal keyiflerimiz bir kat daha arttı.
Resmin köşesinde bir fare karpuz mu aşırıyor ne???...
04 Haziran 2009 Perşembe
Büyüyoruz
Su kuşu sayımız havuz sezonunun açılmasıyla birlikte birden ikiye çıktı:
küçük su kuşu;
Dedim ya büyüyoruz... ben de onlarla hergeçen gün bildiğim şeyleri yeniden keşfetmenin tadını çıkarmaya bakıyor, iş hayatına geri dönmeme 1 ay kala hergünün değerini bilmeye çalışıyorum...
06 Mayıs 2009 Çarşamba
Uras'larda

Biz, yedik, içtik, sohbet edip çokça çocuklarla ilgili dertleşip bolca güldük...
önce toprakları yere döktüler,
sonra döktükleri toprakların içine bulandılar,
çamura bulanınca hortumu keşfettiler,
çaktırmadan vanayı açıp,
suyla yıkanmaya kalktılar...
Tüm bunlar olurken Nehir yukardan sallanan yapraklarla eğlendi.
üstü kurutulmaya çalışılan kıyafetlerle dolu şemsiyenin altında...

16 Nisan 2009 Perşembe
Yalancı Difteri
07 Nisan 2009 Salı
Güneşi görünce....
dışarı attık kendimizi, sanki çok evde otururmuşuz gibi :)
Efe Deniz, Uras, Emir (ki kendisi İrem'in arkasında kalmış) ve İrem, bir o yana bir bu yana sürükleyip durdular bizi...
Çok ama çok eğlendiler. E haliyle bu kadar eğlenince,
dönmeye kalktığımızda gözlerde yaş, kalplerde hüzün vardı :)
Önce bir bakıştılar,
sonra yakınlaştılar,
ve sonra iyice kaynaştılar. Biz de hayran hayran bu iki bıcırı seyredip bol bol resimlerini çektik:)
Filiz ablasıyla,adım atılmadık köşe bırakmadı. Koşuşturdu, durdu...
06 Nisan 2009 Pazartesi
Kimim ben...
Sevgili Yaprak beni sobelemiş. Konu zor, yazılacak çok şey olmasıyla bilgisayar başında az zaman geçirebilmemle orantılı birkaç cümleyle yerine getireyim görevimi.
31 yaşında ama hala çocuk, iki çocuklu ama hala "bu çocuklara benim mi"diyen, evli ama hala ilk günlerdeki heyecanı hisseden, anne ama hala annesinin minik kızı, çalışan ama 2 yıldır iş yerinden uzak... çokça heycanlı, çokça duygusal, çokça sıcakkanlı, az sportif, az feminen, eee pilav üstü kuruya döndü yazım. Yazamıyorum!!!Nedeni malum; Efe Deniz kucağımda :) Tuşları ondan uzak tutmak çook zor. Bu durumda ben de topu sizlere atarım : siz söyleyin bakalım kimim ben :)
Ve söyleyin bakalım kimsiniz siz, sevgili Zeynep, Pınar ve İlknur :)![]()
glitter-graphics.com
05 Nisan 2009 Pazar
Uyku denince...
03 Nisan 2009 Cuma
01 Nisan 2009 Çarşamba
Döndü...
Tam da bugün yakın arkadaşlarımdan biriyle döndü-dönmedi muhabbeti yapmışken, Efe Deniz 5,5 aylıkken döndüğü için daha 1 ayımız var diye düşünürken.... o da nesi??? Nehir yüzüstü yattığı yerde pat diye döndü. Tırınınım... ben bu filmi daha önce gördüğüm için bugün itibariyle işim daha da zorlaşacak, bana ve ruhuma hayırlı uğurlu olsun bari ne diyeyim :)glitter-graphics.com
Doğum günü süprizleri
GS'li babasını, Efe Deniz 10 numara yazan FB formasıyla kutladı ... ahh dede ahh yine yaptın yapacağını...
Esas süpriz ise eşimin ablasının (ablamızın) da bu doğumgününde bizlerle birlikte olabilmesi oldu...glitter-graphics.com
19 Mart 2009 Perşembe
Efe Deniz 15 – Nehir ise 4 aylık

Öyle güzel “anne” diye sesleniyor ki, yaptığı her türlü yaramazlığı unutturuyor. Kelime haznesi çok gelişti: anne, baba,anneanne,dede,araba,bebe,nine,atta,bay bay,mama, meme,al, at,abi,atta en belirgin şekilde söyledikleri. Hele araba favori kelimesi döne döne araba diyor. Arabalara da bu yüzden bayılıyor.

Maymun nasıl yapar Efe Deniz? Kollar iki yana açılıp maymun gibi yaylanarak huh huh huh
Köpek nasıl yapar Efe Deniz? Vov vov (kısa ve net)
Kedi nasıl yapar Efe Deniz? Maavvv
Kuş nasıl yapar Efe Deniz? Tek el havaya kalkıp kuş uçuş taklidi yapılaraktan cik cik cik cik…
Balık nasıl yapar Efe Deniz?İki el yamuk yumuk yan yana birleştirilip balık yüzmesi taklit edilerekten gu (gluk gluk demek istemektedir)
Abla nasıl ağlıyor Efe Deniz? Elleriyle yüzünü kapatır ve üüüüü diye ağlama taklidi yapar.
Abla nasıl gülüyor Efe Deniz? Gözlerini kısıp, kahkahalar atar :)

Seçim döneminde olduğumuz şu günlerde yoldan geçen her müzikli seçim arabası Efe Deniz için dans demek. Favorimiz “rep” olduğundan
en çok “selamı var kadıköy’ün” sloganında coşuyor ve geçen tüm arabalara bir aday edası ile el sallıyor :) Oyun grubundaki arkadaşlarla
sınırlı kalmayı sevmeyen paşamız dışarı da da yeni arkadaşlıklar ediniyor. 
İstediklerini çok güzel yaptırtıyor. Beni elimden tutup banyonun önüne götürüp elektrik düğmesine doğru elimi kaldırıp aç diyor. Ben ışığı açar açmaz banyoya dalıp kirli sepetinden eline ne geçerse çamaşır makinasına atıp rasgele bir programı seçip makinayı çalıştırıyor. Makinanın başından zar zor alırsak bu sefer tuvalete tırmanıp defalaraca sifonu çekiyor.
Aslında oyuncaklara hiç ihtiyacı yok çocukların ,banyo ve mutfak onların en büyük oyun alanları.Kimi geceler,diş acısı, gaz sancısı gibi sebeplerden uyanıp beni ister oldu. Bü tür geceler çok zorlu geçiyor. Yüksek sesle ağlayan Efe Deniz’in sesine Nehir de uyanıyor. 1-2 saat içinde sakinleştirip Efe Deniz’i yatırdıktan yarım saat sonra Nehir yine uyanıyor ve sabah onlar sanki hiç uyanmamışlarcasına 8-9 dedin mi cin gibi kalkıveriyorlar. İşte böyle gecelerin sabahın da tam da güne sövecekken o günüe gülümseyerek başlamamı sağlayan yine Efe Deniz oluyor. Kardeşinin uyandığını duyup bizim odamıza koşan bıcır yatağa tırmanıp kolunu kardeşinin başının altına geçirip onu öpücüklere boğuyor. Eğer ağlıyorsa, memesini ağzına vermeye çalışıyor ya da çıngırağını sallayıp onu oynatmaya çabalıyor.
Gelelim Nehirimize;

Herşey yüzde yüz kesinleşmeden yazmak istemedim ama artık yazabilirim. Tahlil sonuçlarımız iyi çıktı. Her ne kadar sonuçların iyi çıktığını profesörün ağzından duyamamış olsak da elimizdeki kağıtlarda değerler normal görünüyor. Sonuçları neden profesörden duyamadığımızı , türkiyedeki sağlık sektöründeki eksiklikleri ve insan hayatının ne kadar ucuz olduğundan bu keyifli yazıda bahsetmeyeceğim. Haticeye değil neticeye bakıp sonuçlar iyi ya başka bir şey istemem deyip Nehir’den bahsedeceğim.
Nehir bir süredir sesli kahkahalar atıyor. O kahkaha attıkça benim ömrüm uzuyor. Agu bugu şeklindeki kendi kendine konuşmalarının sonuna eklenen bu kahkahalar hepimizi güldürüyor. Uyku süreleri azalıp oyun ve ilgi bekleme süresi arttı.
Bir de ilk defa kaşıkla beslenmeye başladı. İlk deneme pek hoşuna gitmese de daha sonraki seferlerde koca çanağı silip süpürmeye başladı. 02 Mart 2009 Pazartesi
Kardeş sevgisi
26 Şubat 2009 Perşembe
Resimlerle ortaya karışık
15 Şubat 2009 Pazar
4-14 Şubat arası
Efe Deniz artık 14 aylık.
Bu seferki oyun grubumuz Berk’in annesi Sinem’deydi. Sinem süper ağırladı bizi, böreklerin tadı damağımda hala :) Her zamanki gibi ilk başta kopuk duran çocuklar
Sabah Fikret’in iş arkadaşları ile birlikte bruncha gittik. Tam kız çocukları daha sakin oluyorlar düşüncemde haklı olduğuma inanıyordum ki kahvaltıda Nehir ile tanıştık. Nasıl tatlı, nasıl bitirim ve nasıl bir o kadar da hareketli ve kıpır kıpır. Annesi benim saydığım 3 kez üstünü değiştirmek zorunda kaldı. Efe Deniz ,Nehir’e,
Kahvaltı sonrası eşimin ablası,eniştesi ve yeğenleri bizdeydiler. Efe Deniz kuzeni Talha ile o kadar çok eğlendi ki saat 23:00 olduğunda Talha koltukta uyuklarken bizimkisi hala onu yerinden kaldırıp oynamak derdindeydi.
Bugün aynı zamada Nehir tam 3 ayı geride bıraktı.
Geçmiş doğum günümü çifter çifter kutladım.
Önce İpek,İrem Elife ve oğlu Erk ile sürpriz bir kutlama

Bir güzel hediye de Can’ın annesi Pınar’dan (- ki kendisi sanal alemden arkadaş çıkmaz ve ben hayatta şu blog işini çözemem tezlerimi çürütmekle kalmamış, uzun bir süre sesim çıkmaz ise arayıp soraraktan kalbimde ayrı bir yer edinmiştir.) ve Bekir Mert’in annesi Yasemin’den(- ki kendisi üşenmeyip Bekir Mert ile birlikte doğum sonrası beni hastanede ziyaret ederek beni çok mutlu etmiş ve yine kalbimde başka bir yere sahip olmuştur) geldi. Yukarıda gördüğünüz hediyeyle ödüllendirdiler ben. Şimdi ise sıra bendeymiş. Kurallara göre:
1. Seni ödüllendiren blog yazarının linkini vermek;
2. Bu ödülü başka 7 blog sahibine linklerini vererek göndermek,
3. Seçilen blog yazarlarını durumdan haberdar etmek.
gerekiyormuş.
Ben de uğramadan geçemediğim 7 bloga veriyorum bu ödülü:
Bekenim& Candaşım
Uras’ın Günlüğü
Duru’nun Günlüğü
Elfeyp
Damla ve Yaprak
Ve iadeyi ödül gibi olacak ama…
Canlı canlı
Bekir Mert
Biz,bize hergün sevgililer günü diyenlerdeniz. Ama yine de arkadaşlarımızla bir akşam yemeği yiyelim dedik ve çocukların da eğlenebilceği Bostancı’daki Zuzu Cafe’ye gittik. Lezzet ve mükemmel hizmet bu dedirten Zuzu Cafe’den çok memnun kaldık. Tesadüf bu ya havuz arkadaşı Arda’ya rastladık.
İşte 10 gün böyle geçti.Bakalım bir sonraki yazıyı yazmak ve birikenleri anlatabilmek için ne zaman vakit bulabileceğim???
04 Şubat 2009 Çarşamba
Oyun Grubu 2
Tüm çocuklar bu balonları seviyor mu ne?
Efe Deniz : allahhhh kocaman top buldum kaçırayım...
Asya&Uras: Şşşştt nereye... biz de oynayacağız o topla.
Yasemin kitap okurken, Efe Deniz kaçış planları yapar...
Can okurken Efe deniz firariydi...
Çünkü Efe Deniz'in aklı perdelerle oynamakta ve...
piano çalmaktaydı...
glitter-graphics.com
26 Ocak 2009 Pazartesi
Mohini

2 yaşından itibaren çocuklar ve aileleri için oldukça keyifli ve dolu dolu bir gün geçirebilecekleri bir yer. Bizim bıcırlar yaş itibariyle sadece KindyRoo’da ve oyun alanında eğlendiler ve buldukları boş alanlarda koşturup durdular. Efe Deniz ne zaman çok eğlense o gce uyumak istemez dün de aynı sorunu Yine de resimlerden anlayacağınız üzere çocuklar çok eğlendiler.
Sonra yemek yedik hepberaber
Biraz daha oynadık
çocuk:merhaba sizinle oynayabilir miyim
25 Ocak 2009 Pazar
Oyun grubu buluşması
Asya ve Uras çok çabuk kaynaşırken Efe deniz ilk etapta çekimser kaldı ama sonra Asya’nın elini tutma çabalrında bulundu.
Bu seferlik Berk eksikti,bir sonraki toplantıda tam kadro olmayı umuyoruz. İşte resimlerle son oyun grubu buluşmamız.
Önce hepsi kendi havasındaydı
Sonra yavaş yavaş birbirlerine yaklaştılar...
...ve ortada buluştular
beraber yemek yiyip,bir sonraki buluşma için sözleştiler...
glitter-graphics.com
20 Ocak 2009 Salı
15 Ocak 2009 Perşembe
Gecikmiş 40 mevlidim
Müthiş poğaçaları ile masamızı şenlendiren(yemekteyiz yarışmasındaki gibi bir cümle oldu) Figen teyzem salladı en son beni.
Herkese teşekkürler...
glitter-graphics.com
12 Ocak 2009 Pazartesi
İkinci çocuk birincinin pabucunu dama attırır mı ? (1)
Boynum niye kıpırdamıyor? Ahhh evet bütün gece üzerimde 5 kiloya yakın bir yumakla, yamuk yumuk duran kafam ile yan bir biçimde uyumak zorunda kaldığım için. Şimdi yavaşça yerine bırakırsam uyanmaz… mı dersiniz? Uyandı bile. Tekrar emzirmeliyim. Corrrrrr… bir de alt değiştirmem lazım şimdi. Ooooo saat 10:00 olmuş. Efe Deniz’in kahvaltısının sonuna yetişebilirim.
Günaydın annecimmm. Aaa niye kahvaltı etmiyorsun? Hadi bak uçak geliyor.Hammm. Iıhh olmadı. Bak kutunun kapağını açıp kapayalım. Bak ben yiyeceğim. Aaaa kuşlara bak. Bu ne güzel ses çıkarıyor değil mi?.....
Neeee, saat ne zaman 12:00 oldu. En iyisi ben de kahvaltı edeyim kız en son 10:00’da emdiğine göre 13:00 gibi uyanır. Tam ekmekten bir ısırık alacakken Efe Deniz gelir. “A, ıhhh ıhhh” yani al diyerek kitabını uzatmakta ıhhh ıhhh diyerekten de yanıma oturup bana kitabını okutmak istemektedir. Doğal olarak Efe deniz yanıma oturur ve ben kitabı okumaya başlarım. Birkaç sayfa sonra sıkılan Efe Deniz oyuncak sepetine dalınca birkaç ısırıkla kahvaltı bitirilir. Bitirilmek zorundadır çünkü yeni bir “ıhh ıhh” durumu söz konusudur. Yani topu al bana at. Bir süre karşılıklı topla oaynır. Bu arada saat 13:00 olup Nehir acıkmıştır. Nehir süt emerken Efe Deniz kardeşinin emziğini getirip üstümüze bırakır, döner gelir bir daha alır, Filiz ablasını takip ve taklit eder,hoplar zıplar oyalanır kendince. Tekrar uykuya dalan Nehir’den kalan zaman Efe Deniz’e öğlen ne yedireleceği, dışarı çıkıp çıkmayacağı konuları tartışılrak ve pek tabii yine kendisiyle oyun oynayarak geçer.
Öğle yemeği yine bir sürü şaklabanlık,oyunlar eşliğinde tamamlanıp öğle uykusuna yattığı süre, eğer Nehir’in emzirme saatiyle çakışmazsa annenin keyif yaptığı 1 saat olarak değerlendirilir.Öğle uykusundan sonra yine oynanan oyunlar,
akşam menüsü hazırlığı ve yine zorla yedirilmeye çalışılan yemek ve yemek sonrası oynanan oyunlardan ibarettir. Tüm bunlar olurken Nehir ne yapmaktadır derseniz muhtemelen damların üstünde pabucunu aramaktadır :)
Pabucunu saat 24:00 itibariyle bulan Nehir sabaha kadar annesiyle vakit geçirerek gün içerisindeki açığı kapatmaktadır.
Kıssadan hisse. İkinci çocuk yapmalı mı? Kolay mı?Ne zaman yapmalı? Acaba ikinciyi birinci kadar sevebilir miyim? İkinci, birincinin pabucunu dama attırır mı diye sorulan sorulara tecrübeden cevaplar şöyledir:
İki çocukla hayat kolay mı?Dürüst olayım eğer Filiz olmasaydı iki çocukla baş edemezdim.Hele ki yaş farkı bu kadar azken ve Efe Deniz kadar hareketli ve söz dinlmeyen bir çocukla eyvah ki ne eyvah derdim. Yani bir yandan göğsümde Nehir varken bir yanda Efe Deniz’in peşinde koşmak mümkün olmazdı. Ama diğer taraftan Filiz bana bu konuda destek olup yükümü hafiflettiğinden iki çocukla yaşamak muhteşem. Belki yaş farkları daha fazla olsaydı yine muhteşem diyebilirdim ama uyku-yemek düzeni oturmuş ve kendini ifade etmeye başlamış bir çocuğum varken herşeye sil baştan başlamak… sanırım benim için pek mümkün olmazdı. O kadar cesur olduğumu zannetmiyorum.
Acaba ikinciyi birinci kadar sever miyim ve pabuç meselesi: İkisi de ayrı ayrı öyle tatlılar ki. Hangisini daha çok seviyorum diye bir kavram oluşamıyor çünkü ikisine de olan sevgim içimden taşıyor. Efe deniz herşeyi taklit edip, koşup bana sarıldığında ya da kıskançlık nedir bilmeden ağlayan kardeşine kendi emziğini sunup, her sabah onu öpmek için yanımıza geldiğinde Efe Deniz’e sarılıp saatlerce öpmek istiyorum onu. Sonra Efe Denizle oynarken bir iki mıkırdanıp bizim oyunumuzu bozmamak için uyanmayan kızımı, emzirme saati gelip de kucağıma aldığımda gözlerini kocaman kocaman açıp gözlerimin içine baktığında, emdikten sonra gazı çıkıp yerine koyarken bir gülücük attığında ya da sabahın bir köründe üstümde sıcaklığıyla uyanıp ilerde göğsümün üzerinde yatırmaya kalktığımda yatmayacağını bilip bunun tadını çıkardığımda, işte diyorum bu kadar büyük bir sevgi yok dünya üstünde. Ne kimsenin pabucu dama atılıyor ne de biri diğerinden fazla seviliyor.
İkinci çocuğu ne zaman yapmalı? İşte o ,bir tercih meselesi. Yanlış anlaşılmasın aradaki yaş farkını kastediyorum başka şey değil :) Yani arayı açmamak mı lazım –şekil 1a benim gibi- yoksa şöyle arada 3-4 yaş olması daha mı iyi olur? Ben tekrar iş hayatına döndükten, düzeni az çok oturmuş bir çocuğum olduktan ya da doğum kilolarımı verdikten sonra tekrar cesaret edemeyebilirdim. Kısaca bu sürpriz hamilelik aslında Efe deniz’in kardeşi olmasını sağladı yoksa tek çocuk olarak büyüyebilirdi. Yanımda desteğim olduğu için ikisi bir arada büyüyecekler ve bir, bilemediniz iki yıl biraz yorulup sonra rahatlayacağım diye umuyor ve hayaller kuruyorum. Ama Filiz ya da annem olmasaydı bu kadar az yaş farkıyla çok zor olur hatta psikolojim bozulabilirdi. Eğer desteğim olmasaydı yanımda, o zaman Efe Deniz 3-4 yaşındayken yani laf söz anlayacağı bir dönemde bir kardeşi olması daha mantıklı olurmuş diye düşünüyorum.
Son söz; bir-iki ya da üç (kendi adıma konuşmuyorumJ ) eğer enerjiniz,maddi ve manevi gücünüz, sağlığınız ve pek tabii cesaretiniz varsa , ne kadar çocuğunuz olursa o kadar zengin ve o kadar mutlusunuz hayatta…
08 Ocak 2009 Perşembe
Nehir 2 aylık
04 Ocak 2009 Pazar
13 ayım doldu
22 Aralık 2008 Pazartesi
Nehir’in doğumu ve hala bilinemeyen rahatsızlığı
Daha doğduğum an tepe taklak çevirdiler sonra burnumdan borular soktular.
Neyse daha fazla canınızı sıkmayayım da gelelim doğduğum güne…
Annemler heyecanla 21 Kasımı beklerken, 3 kasım haftası içeride iyiden iyiye canım sıkılmaya başlamıştı bile. E kolay mı dışarda abim, annem,babam eğlenirken benim içerde sakin sakin oturmam. Oturmadım da zaten o hafta annemin canını acıtacak kadar çok kıpraştım durdum. 21 Kasımdan önce herşeyin hazır olmasını isteyen annemin 3 kasım haftası pek bir doluydu. Bu sebeple zavallı kadın ben kıpraştıkça SSK sıralarında, evde temizlik yapılırken, saçını boyatırken oldukça zor anlar yaşadı. Doktorumuzun dediğine göre o hafta Pazartesi kontrole gitse o sırada bile doğabilirmişim :) Neyse yine iyi dayandı anneciğim…
8 kasım Cumartesi’ye gelince…
Yoğun geçen bir haftanın sonunda, ağrıları ve benim göbeğinden dışarı fırlayan ayaklarımla birlikte 36. Hafta kontrolüne giden annem, ağrıların NSTde çok belirgin ve yüksek çıkması sonucu apar topar doktorumuz Sibel hanım’ın kontrolü için doğumhaneye alındı. Ağrılarla birlikte kontrol sonucunda rahimde 3,5 santimlik açılmanın da olduğunu gözlemleyen doktorumuz, benim de o gün itibariyle aileye katılacağım müjdesini bizimkilerle paylaştı.
Şimdi neredeyse 2 aylık oldum. Ve tüm bu doğum maceram sanki rüya gibi geliyor. Aynı cümleyi şu “tirozin” dene illetle ilgili kuracağım bir yazı da olacağına inanıyorum. Bu arada rüya demişken bir bebek için uzun bir yazı oldu. Artık huzurlu ve mutlu bir şekilde uykuya dalsam diyorum…zzzzz…
40ım çıktı ama...
16 Aralık 2008 Salı
İyi ki doğdun Filiz ablamız
13 Aralık 2008 Cumartesi
Doğumgünü seçmeceleri
Günler o kadar hızlı ve dolu geçebiliyor ki Efe Deniz’in doğumgünü hakkında iki satır yazacak zaman bulamadım.
Bu sebeple yine ben susacağım resimler konuşacak…
Güne Beyhan halamızın süpriziyle başladık. Halası,Efe Deniz'e çok şık bir takım almakla kalmamış aynı zamanda doğumgünü sofrasını da düşünerek lezzetli mi lezzetli bir de kek yapmıştı. Kızımız içinse kirazlı bir hırka ve ona uygun patikler örmüş bizleri tam kalbimizden vurmuştu :)
4 kişi olarak konuklarımızı karşılamak üzere hazırlandık veeee....
09 Aralık 2008 Salı
Nehir 1 aylık
Nasıl da 1 aylık oluverdin. Abin gibi sen de geceleri pek uyumaktan hoşlanmıyorsun. Genelde benimle yakın temasta kalıp sakinleşmeyi seviyorsun. Gecenin bir vakti göğsümde uyutmaya çalışırken seni uyudun mu diye baktığımda kafanı kaldırıp bana şaşı şaşı bir bakışın var ki o sırada uyku akarken gözümden gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum. Ellerin, kolların ayakların hiç durmuyor, kıpır kıpırsın maaşallah :) Bir de yukardaki gibi güldüğün anlar var ki işte o zaman değmeyin keyfimize...
04 Aralık 2008 Perşembe
Efe Deniz 1 yaşında
02 Aralık 2008 Salı
Neler oldu 25 günde
Son olarak bugün ismim okundu kulağıma. Nehir Nehir Nehir dedi Hasan amca kulağıma.
Çok yakında güzel haberlerimizle sizlerleyiz...
26 Kasım 2008 Çarşamba
ilk adımlar
20 Kasım 2008 Perşembe
Teşekkürler
16 Kasım 2008 Pazar
Nehir sonunda evinde
09 Kasım 2008 Pazar
Sabırsız Nehir'imiz doğdu...
06 Kasım 2008 Perşembe
1 yaşıma 1 ay kala
Artık anneannemlerden evime geri transfer oldum. Ama alışmışım anneanneme sarılıp uyumaya, bizimkiler uyku vakti deyince hepsine el sallıyor
Tabi annemlere transfer olunca ana-oğul ilişkimiz de düzeldi. Artık annemle daha yakınım hatta ilgiye ihtiyaç duyduğumda gidip ona sarılıyorum başımı dizine yaslıyorum
ya da öper gibi yapıp ısırıyorum :) Ama yine de anneanne ve babamla olan ilişkim bir başka. Bir de herkes “aaa tıpkı baba” diyor beni gördüklerinde. Sizce de babama mı daha çok benziyorum?
Artık daha da hareketlendim, koltuklara tırmanmaya çalışıp tek elimden tutulunca yürüyebiliyorum.
Oyun grubumuz 2 haftadır iptal. Malum bir çocuk ya da annede az da olsa hastalık olursa görüşmemek en sağlıklısı. Ama yeni arkadaşlar edinmeye devam;geçenlerde minik bir çocukla tanıştım adı Erk, annesi Elife abla annemin yakın arkadaşıymış.
Son zamanlarda bir de taklitçi oldum ki sormayın…Kim ne yaparsa ya da ne derse aynısını taklit ediyorum. Elimle çağırıp gel gel diyorum, “topu at” dediklerinde “dooo” diyip topu atıyorum. Elimi ağzıma kapatıp açmak suretiyle “vavava”, parmaklarımı dudaklarımda indirip kaldırmak suretiyle “bua,bırrr” gibi sesler çıkarmaya, kedi dediklerinde “kkkkkk” demeye, istediğim birşeyi elimle göstermeye, anlamadıklarında ya da anlamamazlığa geldiklerinde sinirlenmeye, birileri giderken bay bay – öpücüklü baybay yapmaya, alışveriş merkezinde reyonlardaki tüm kıyafetlere asılıp bırakmamaya, her yeni gördüğüm nesneye “ooooo”ya da “uuuuu” diyerek şaşkınlığımı bildirmeye,emekleyerek sehpaların altına girmeye,fotoğrafımı çekecekleri zaman poz vermeye bayılıyorum.
Şu kısacık ömrümde en hoşlanmadığım şey ise kabızlık denen bir hastalık oldu. Ne yapsak kurtulamıyorum. Bu yüzden fistül mü fistür mü ne oldum. Zavallı annem her akşam ağlamalarıma içi acıyarak bana bir krem enjekte ediyor. Neyse büyüyünce geçer inşallah diyeyim.Büyüyünce demişken 5 aralığı beklememe gerek yok büyümek için ben 21 kasım itibariyle “abi” oluyorum. Daha şimdiden heyecanlanıyorum kardeşim için. “Nerede kardeş?” dediklerinde gidip annemin karnına dokunuyorum, cici yapıp, annemi karnından öpüyorum :)
Eeee şunun şurasında koskoca 11 aylık bebek olduk değil mi? Tüm bu anlattıklarımdan da anlayacağınız gibi,kısaca hem 1 yaşımın ,hem de abi olmanın vereceği olgunluğa ve sorumluluğa kendimi hazırlıyorum :)
02 Kasım 2008 Pazar
2 doğum günü kutlaması 1 doğum günü tarihi
Bu hafta pek hareketli geçti. Şu 11 aylık hayatımda aynı hafta içerisinde iki tane doğum günü kutlamasına katıldım.
İlki 29 ekimde benden bir yaş büyük olan Ece’nin kutlamasıydı. Ece prenses gibi olmuştu.Pembe ebisesi, örülü saçları ve yüzündeki o muzur ifadeyle işte bu “partinin kızı, doğumgünü çocuğu benim” diyordu adeta. Partinin en küçüğü bendim (benden 1 gün büyük bir yaşıtım olduğundan). Balonlar ve süslemeler ile çok eğlendim
ama1 yaş daha büyük olsaydım eminim hem sihirbazın gösterileri,
hem palyaço ile, hem yüzümü boyatarak,hem de koşuşturan çocuklar ile daha fazla eğlenebilirdim. Neyse seneye artık :)
İkinci doğum günü ise normalde 6 Kasımda doğan, benim sevgili oyun arkadaşım Uras’ın 2 Kasım Pazar kutladığı doğumgünü partisiydi. Tabii ki de Uraslarda olmak çok eğlenceliydi. Hem yine bir sürü balon vardı, hem de Urasla peşpeşe evde dolanmak çok keyifliydi ayrıca Uras’ın pastası çok şirindi.O mumları üflerken ben pastamı bekler bir şekilde koltuğumda oturdum. Sonra babalar bizi yanyana aldılar.
Ve pasta kesilmeden hepberaber bir hatıra pozu çektirdik .
Kısaca her iki doğum gününde de çok ama çok eğlendim.
Başlığa bakıp da 2 doğum günü kutlamasını anlattın, herhalde şimdi de doğum gününü hatırlatıp bizi davet edeceksin diye düşünüyorsanız yanıldınız. Vereceğim doğum günü tarihi kızkardeşimin doğum günü tarihi :)
Dedim ya çok hareketli bir hafta oldu diye. Salı günü annemin kontrolü vardı ve kardeşim de annem de artık tehlikeli haftaları geride bıraktılar. Kızkardeşim şu an bile doğsa artık bir tehlike kalmadı. Veeeeee işte beklenen tarih : eğer daha önce bir tarihte (doktorumuz 15'i itibariyle her an hazır olun siz yine de demiş) ben geleceğim diye bir girişimde bulunmazsa, Nehir, 21 Kasım Cuma sabahı aramıza katılmış olacak. Bu durumda ben ondan tam tamına 11,5 ay büyük olacağım :) Yani benim doğum günümde ailemiz artık çoktan 4 kişi olmuş olacak. Ne yapalım 5 Aralık’da çifte kutlama yaparız artık. Hem oyunlar oynayabileceğim, mıncıklayabileceğim, sırlarımı paylaşıp, muzurluklarıma alet edebileceğim bir kardeşten güzel hediye mi olur :)
23 Ekim 2008 Perşembe
Geri sayım başladı...
Önümüzdeki hafta kontrole gittiğimde kesinleştireceğiz ama şu an için aklımızdan geçen 2 tarih var 21 ya da 28 Kasım :) Bu da şu demek oluyor; Nehir’in aramıza katılmasına 1 ay kadar kısa bir süre kaldı. İşte şimdi heyecanlanmaya başladım…
17 Ekim 2008 Cuma
Bakıcı nasıl bulunur? Nasıl kaybedilir?
Yok mu benimle ilgilenecek tatlı bir abla?
Bir çocuğun en sağlıklı şekilde yetişmesi ve gelişmesi için annesi ile beraber olması elbetteki çok güzel bir şey. Ancak günümüz koşulları,bu çocukların gelecekleri adına annelerin iş hayatına devamını zorunlu kıldığında ya da benim gibi peşpeşe ve sorunlu bir hamilelik yaşandığında destek şart oluyor. Benim gibi bazı şanslı anneler, anneanne ve babaanne desteği ile bir süre ya da uzun bir süre idare edip çocuklarıyla geçirdikleri kısa zaman dilimlerinin “kaliteli zaman” olmasına özen göstererek durumu dengeliyorlar. Normal koşullarda ağustos ayında Efe Deniz 8 aylık olduğunda işe dönmeyi planlayan bendenizin yazla ilgili tüm planlarının olduğu gibi bu planının da nasıl suya düştüğünü okumuştunuz. Bir çeşit “kul kurar, kader güler” durumu anlayacağınız. Ağustosta işe dönemeyeceğimden bihaber bakıcı-abla arayışlarım bütün yaz devam etmiş ve kendimi şanslı saydığım bir şekilde tam da benim işe döneceğim zaman bizimle çalışmaya başlayacak tecrübeli, tecrübeleri benim gözlerimle denetlenmiş bir abla bulmuştum. Hikayemizin daha önce de paylaşmıştım ama okumayanlar için bir kez daha anlatayım;
“Havuzun çok kalabalık olduğu günlerden birinde annem kendine ait şezlonglardan birini çoluk çocuk gelen bir aileyle paylaştı. Bakıcı arayışlarına başlamak üzere olduğumuz bu dönem, bu ailenin yakında 1 seneliğine Amerikaya gideceklerini ve bakıcı ablalarını yanlarında götüremeyeceklerini öğrendik. Aile güvenilir başka bir aileye devretmek istiyordu ablalarını çünkü kız hem çalışkan hem dürüst hem de temiz pak çocuklarla iyi anlaşan bir bakıcıydı. Uzun uzun kızı inceledik, bebekle ilgilenmesine, davranışlarına baktık ve artık biliyorduk ki ağustos ortası gibi başlayacak olan bakıcı ablamızı bulmuştuk. Aile amerikaya gitti Lara bizim yanımıza geldi. Ancak saadetimiz uzun sürmedi. Amerika’ya giden ailenin annesinin babası beyin kanaması geçirmişti ve Pazar günü Türkiyeye dönüyorlardı. O hengame arasında çocukla ilgilenemeyecekleri için Larayı bir süreliğine almalarında sorun var mıydı? Biz vicdansız mıyız, böyle bir durumda “hayır” denebilir mi? Tabii ki Lara onların yanında olmalıydı. Hatta Lara tereddüt yaşarken bile biz “bak onların sana ihtiyacı var yanlarında olmalısın” diyorduk. Bu sebeple Çarşamba yanımızda işe başlayan ablamız 4 gün sonra yine eski çalıştığı ailenin yanına döndü. Yaklaşık 1 hafta kadar onlara destek oldu ve 1 hafta sonra yine bizim yanımıza geldi. Ancak geldiğinde yüzüne bir mahsunluk çökmüştü. Nedenini sorduğumuzda eski çalıştığı aile buradayken bizimle çalışmanın ona zor geldiğini söyledi. “Ahh ne vefalı kız” diye düşündüm içimden (salak+saf Başak). Bir yandan da diğer ailenin annesiyle görüşüyorum ne yapacaksınız diye. Amerikaya geri dönmeyeceklerini hem çocukları yuvaya başlayacakları için ihtiyaçları olmadıklarını hem bizim Lara’ya daha çok ihtiyacımız olduğunu o yüzen geri almayacaklarını söylüyor. İki hafta daha bu durumda idare ediyoruz. Efe Deniz ile araları iyi,yüzü gülmeye hatta bizle birlikte gelecek planları yapmaya başlıyor; doğacak kızımıza tokalar almaya, önümüzdeki yaz Efe Deniz ile havuz kenarında yakalamaca oynama hayalleri kuruyor, bizimle kalmak istediğini, kalbinin bizden yana olduğunu belirtiyor. İçimiz rahat (salak+saf Başak) O hafta izne çıktığı pazar, diğer anne arıyor annemi, gelip görüşmek istiyor benim annemde olduğumdan haberi yok. Beni de karşısında görünce çok şaşırıyor. Lara onu aramış ve geri dönmek istediğini söylemiş-miş, aklı başka bir yerde olan bir kız, çocuğumuza da iyi bakamazmış,aslında o kal derse yine de bizimle kalmasını sağlayabilirmiş ama çocuğumuza faydası olmazmış biz yeni bir bakıcı bulana kadar ama bizimle kalabilirmiş...Kısacası “şaibeli” bir gidiş!!! Annemin yüzündeki ifadeyi görmeniz lazımdı,resmen gözünden ateş çıkıyordu. Efe Deniz bakıcımıza alışmış, herşeyi düzene sokmuşuz hadi tekrar sil baştan ve neredeyse kaybedilen 1 ay süre. “Hemen eşyalarını alsın bir gün bile daha fazla kalmasına gerek yok” dedi. Karşı taraf zorlanırsınız diye ısrar etse de, annem çok net. “ Başağın erken doğum tehlikesi olmasa bu kadar sorun olmaz ama bize çok vakit kaybettirdiniz, birgün daha bizimle geçirmesine gerek yok” diyor.
Annemin tepkisinin o dönem Lara’ya olduğunu zannetsem de annem Lara’dan değil ailenin annesinden şüpheleniyor ki hala belirsizlikler olsa da son zamanlarda öğrendiklerimiz de bu doğrultuda oluyor. Aslında döner dönmez, “bakın işler ters gitti, bizim oğlan Lara’ya alışık kusura bakmayın ama Lara’yı geri almak zorundayım” dese hiç sorun çıkmayacak. Ne biz zaman kaybedeceğiz, ne de Efe Deniz alıştığı kişiden ayrılmak zorunda kalacak. Tüm bunlara Efe Deniz’in artan kiloları ve annemin koluna yapışık yaşaması sebebiyle annemin sağ kolunda hissizlik-ağrı ve tutmama eklenince nasıl zor durumda kaldık tahmin edin. Diğer ailenin annesi o Pazar beni defalarca arayıp irtibat numaraları ve başka bakıcı isimleri verdi. Hemen o akşam bir tanesi ile görüşmeye gittik. Azerbaycanlı,30 yaşında eli yüzü düzgün ve çocuk hemşiresi olan tombiş bayanı gördüğümde içimden “ama çok kolay oldu, yeni ablamızı bulmak” diye geçirdim. Ancak çaylarımızı içip koşulları konuşurken daha önce çalıştığı yerden 1.500 YTL’den ayrıldığını bu yüzden bizde de minimum bu fiyat + izin paralrı koşuluyla çalışabileceğini söylediğinde son yudumladığım çayın boğazımda nasıl donup kaldığını az çok tahmin edersiniz herhalde…
O hafta içi ajans maceralarımız başladı. İnternetten araştırıp bulduğum muhtelif ajanslardan aldığım randevularla annem, Efe Deniz ve yuvarlana yuvarlana yürüyen ben, ajans ajans gezmeye başladık. Hiçbir ajansı zor durumda bırakmamak için ajans isimlerinin vermeyeceğim. İlk gittiğimiz ajans gayet nezih ve temiz bir ajanstı. Bayan G, bizimle çok güzel ilgilendi ve elinde bizim kriterlerimize uygun sadece bir bayan olduğunu söyledi. Eli yüzü düzgün, temiz pak, 30 yaşında olan bu bayan çok az türkçe biliyordu ama o gün boyunca gördüğümüz kişilerin içinde en iyisi idi. Tek sorun 600$+izin parası karşılığı çalışmak istiyordu ve aracı olan ajansımız da aynı parayı bizden komisyon olarak alıyordu bu para karşılığı da 3 ay danışmanlık hizmeti veriyordu. 3. Ayın sonunda bakıcımız giderse yeni bakıcı için tekrar para vermemiz gerekiyordu. Bir sonraki gittiğimiz ajans, bir önceki ajansın bu uygulamayı bilerek yaptığını, her 3-4 ayda bir kadınlara başka iş bularak yeni kadın üzerinden tekrar para kazandıklarını söyledi. Bunları söyleyen 2. Ajansın bize süper hizmet verdiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bir kere içeri girerken bile endişe ediyordu insan. Yaşları 16 ile 60 arası değişen bakıcıların kiminin tüm dişleri altın kaplama, kiminin suratından düşen bin parça, kiminin öyle gözü açık ki evde ne varsa götürebilecek, kimi değil çocuğa kendine bile bakamayacak durumdaydı. Bu ajansda görüştüğümüz bakıcıların maaşları da 500 ile 700$ +izin parası arasında değişiyor, bakıcının bir maaşı kadar ücret ajansa komisyon olarak veriliyor ve 6 ay danışmanlık hizmeti alınabiliyordu. Kendimizi dışarı zor attığımızda telefonum çaldı. Günün sonunda görüşeceğimiz ajans sahibiydi arayan. Polis baskın yapmıştı ve onlar kaçmışlardı, bugün görüşmemiz mümkün değildi. “Nasıl yani, ya biz de orada olsaydık???, acaba polis bizi de alır mıydı?” Allahım nelerle uğraşıyorduk!!! Yarın için bana yer ve zaman bildirmek üzere kapattı telefonu bay H. Üçüncü ve o gün için son görüşmemiz olan ajansa geldiğimizde,düzgün ajanslar da olduğunu gördüğüm için içim rahatladı. Gayet profesyonel iki bayan karşıladı bizi. Aradığımıza yakın özelliklerde sadece bir bakıcı vardı ellerinde onun da yaşı ne yazık ki 42 idi. Efe Deniz’in hareketliliğine 42 yaşında bir kadının yetişmesi pek mümkün olmayacağından teşekkür ederek ve başka olasılıklarda tekrar görüşmek üzere diyerek, ayrıldık. Eve geldiğimizde sudan çıkmış balık gibiydik. Bu nasıl bir sektördü, canını birine emanet etmek ne zor işti. Dokunsalar ağlayacaktım. Zavallı annem tutmayan koluyla Efe Deniz’i idare etmeye çalışıyor, ben de elimden geldiğince destek olmaya çalışıyordum ama biraz fazla yerde vakit geçirsem hemen bir kramp aklını başına topla diyor ve yine tüm yük anneme kalıyordu. Ertesi gün, bir önceki gün kendimi yorduğumdan olsa gerek ağrılarım olduğundan bütün gün yatmak zorunda kaldım.
Bir sonraki gün bay H aradı (hani şu basılanlar). Kadıköy’de olduklarını söyledi. Bizim de Kadıköy’de bir görüşmemiz vardı. Önce bay H ve saz arkadaşlarını görelim dedik. Adam gayet kibar ama saz arkadaşları?!?… ikinci ajansta karşılaştığım manzaraya ek olarak birkaç adet kırmızı ojeli-rujlu, derin göğüs dekolteli, düşük bel pantalonu ile eğilip Efe Deniz’i alırken tüm hatlarını görme fırsatı bulduğum birkaç hatun daha eklerseniz, burada görüştüğüm 10 küsür kadından hiçbirini de bakıcı-abla olarak evime sokmayacağımı az çok tahmin etmişsinizdir.
Dışarı çıktığımızda annem de ben de derin bir nefes aldık. Görüşeceğimiz son bir ajans kalmıştı ama bizdeki umut iyice tükenmişti. Ajans ilk bakışta çok derbeder görünsede karşımızda bizle görüşmeyi bekleyen kız gayet cici ve terbiyeliydi. 20 yaşında,ilk defa memleketinden ayrılmış olan bu Türkmen kızı hiç türkçe bilmiyordu ama söylenenleri az çok anlıyordu. Akrabasının da Türkiyede yaşıyor olması bir avantajdı. F hanım ile koşulları konuştuk. Bu ajans sadece yarım maaş komisyon alıyordu ve 1 yıl danışmanlık hizmeti veriyordu. Annemle birbirimize baktık ve “tamam, oldu bu iş” dedik. Ajans’dan çıkarken yeni ablamız da bizimle birlikteydi artık. Günlerden Perşembeydi. Yeni ablamız O. İle Efe Deniz iyi anlaşmışlardı. O. Da annemlerde kalıyor ve Efe Deniz’in düzenini, yemek pişirme tarzımızı öğreniyor, bir çeşit staj yapıyordu. Tüm gün yaptığı Efe Deniz ile oynamak ve akşam yemeğinden sonra bulaşıkları makinaye koymaktı.Efe Deniz uyuduğu zamanlarda da gelip bizimle oturuyordu. Bizim eve de alışması için bir gün annemle beraber bize geldiler. Eşimin 3 thisirt ve 2 gömleği vardı ütülenecek. Ütüyü nasıl yaptığını görmek için Efe Deniz uyuduğunda bunları ütülemesini ve öncelikli olarak thisirtlerden başlamasını istedim. Bizim ütü şu buhar tanklılardan olduğundan thisirtün üstünden bir kere geçtin mi hemen ütüler, yarım saat sonunda bizim kızdan es seda çıkmayınca yanına gittim. Bir de ne göreyim 3. Thisirte daha yeni geçmiş. Neyse alışınca düzelir dedim,gömlekleri annem devraldı ütü 1 saat daha sürmesin diye. Çarşamba sabahı (O.nun 6.günü) annem aradı, O’nun yüzünden düşen bin parça gelelim de bir konuşalım dedi. Bize geldiler, gerçekten de hatunun karadenizde gemileri batmış gibiydi. 1 saat boyunca dil döktük “ Neyin var O’cum? Hasta mısın? Birşeye mi bozuldun? Biriyle mi tartıştın? Anneni mi özledin? Sevgilin mi var ve aramadı? Biz mi bir şey yaptık…..daha neler neler… Bir saatin sonunda bizimki kendini banyoya kapadı yaklaşık yarım saat sonunda çıktığında ağlamaktan gözleri kıpkırmızıydı. Haydaaa, küçücük kız nesi var filan derken akrabasını arayıp, durumu anlatmak geldi aklımıza. G. Teyzeysini aradım ve “O. çok üzgün bize açılmıyor, onun bu hali bizi de üzüyor bir konuşsanız diye telefonu O’ya verdim. Kendi dilinde konuştu, konuştu telefonu bana geri verdiğinde G. Teyzesi memleketini annesini özlediğini, geri dönmek ve bu ülkede kalmak istemediğini bugün O.yu ajansa geri getirip getiremeyeceğimizi sordu.Tabii hemen apar topar O.’yu ajansa geri götürdük. Azıcık yüzü güldü ama bu sefer de bizden ayrılacağına üzülüyor. İki de bir de gelip Efe Deniz’e bakıyor gözleri dolu dolu oluyor. Ajans sahibi F. Hanım çok şanslı olduğumuzu Tokat’tan gelen yeni bir bakıcı adayı olduğunu söyledi. Kızcağızın Tokat’ta 3 yaşında bir çocuğu vardı ama boşanmak üzere olduğu için ailesi reddetmiş, eşinin ailesi de çocuğu göstermiyorlardı. 20 yaşındaki bu çıtı-pıtı dilimizi anlayan ve kimsesiz hisseden bu yeni ablayla ayrıldık ajanstan. S. Hem eli çabuk, hem hamarat, hem de Efe Deniz ile iyi anlaşan bir kızdı. Kısaca arada kaçamak içtiği sigaralar bir de sürekli mesaj geldiğini anladığımız bip’leyen telefonu dışında hiç problemimiz yoktu. Taa ki bayram sabahına kadar. Bayram sabahı S. Anneme, eşinin onu tehdit ettiğini, anne olduğu için bebeğe bir zara gelirse diye endişelendiğini bunu bizimle paylaşmazsa vicdan azabı çekeceğini ve kalma ya da gönderme kararını bize bıraktığını söylemiş. Çok kafamız karıştı, çok üzüldük, sürekli bir gel-git yaşayıp durduk. Ama alkol aldığı zaman cam-çerçeve indiren, kendini jiletle doğrayan ve silahı olan bir adamdı söz konusu olan. Bir izin gününde S’yi takip edip, gecenin bir vakti kapıya dayansa, eşim kapıyı açtığında saldırsa, ya da parka ..vs’ye gidildiğinde Efe Deniz’i kaçırmaya kalksa ne yapardık. Üzüle üzüle de olsa ayrılmak zorunda kaldık S’den. Bu dönem Lara’nın çalıştığı evden bir haber geldi. Lara’nın bir akrabası bayram sonunda ülkesinden dönecekti ve iş arıyordu. Daha önce ikiz bakmış olan bu kızın çok methini duymuştum. Bayramın son günü gittik ve görüştük. Babasıyla birlikte görüşmeye gelen kız, Lara’yı çok andırıyordu ve masanın altında bir saniye bile durmayan bacağı ne kadar hiperaktif olduğunun sinyalini veriyordu, ki bizim de aradığımız buydu. Bayram bittikten sonra başladı çalışmaya. Neredeyse 2 hafta olacak, şimdilik bir sorun yaşamadık ve oldukça memnunuz (tak tak tak). Ama artık güvenim kalmadığından bakalım önümüzdeki günler ne gösterecek demekten alamıyorum kendimi.

Tüm bu süreç, bana bakıcı ararken nelere dikkat edilmesi gerektiğini az çok öğretti:
1-Bakıcıyı tanıdık aracılığı ile bulmayı dene, bulamıyorsan ajansların hilelerine kanma (bu konuda tecrübe sahibi oldum, son çalıştığım ajansın no’sunu ihtiyacı olanlara verebilirim)
2-Çocukları sevip sevmediğini sorgula ( hiç durmadan 1 saat ağlarsa ne yaparsın, yemeği yüzüne püskürtse ne yaparsın, saatlerce uyumamak için direnirse ne yaparsın..vb gibi ama tabii ilk etapta sana “ehh uyumuyorsa kapısını kapar bırakırım tek başına” demiyecektir)
3-Bakıcının yaş aralığının 18-35 olmasına dikkat et (ki 30 üstü olanlar genelde emekleyen ya da koşturan bir çocuğun peşinde bir süre sonra yeterli enerjiyi koruyamayabiliyor. Genç bakıcılar ise saatlerce oyun oynamaktan sıkılmıyorlar)
4-İlk başlarda kimseye güvenme, söylediklerinin yarısına inan. (O ile ve S ile ilgili sonradan başka konular çıktı)
5-Tüm isteklerini, çocuğun ve evin durumunu en başta belirt. (ben her seferinde bakın bizim oğlan biraz hırçın ve çok hareketli, evde sigara içilmesini kesinlikle istemiyorum diye belirtmeme karşın “sizin oğlan da amma hareketli lafını duydum ve odaya kapanıp sigara içildiğine şahit oldum)
6-Eli çabuk ve hamarat olup olmadığını sorgula (sen çocuğunla parka gittiğinde ya da çocuk uyuduğunda etraf oyuncakla doluyken oturup Seda Sayan izleyenleri çok duydum ve yarım saatte 3 thisirt ütüleyemeyenine şahit oldum)
7-Mümkünse, tüm gün çocuk ve bakıcı başbaşa evde kalacaksa, evin muhtelif yerlerine kamera sistemi döşet
8-Ve canının parçasını emanet ettiğin kişiye asla çalışan muamelesi yapma (bu çok tartışılan-tartışmaya açık bir konu ama ben bakıcı kelimesini bile kullanmamaya özen gösteriyorum, artık o bizim evimizin bir parçası,çocukların ablası oluyor. Kendi masalarında yemek yedirmeyenleri, kendi yediklerinden farklı yemek verenleri ve hizmetçi muamelesi yapanları duydukça da şaşırıyorum)
Sonuçta tüm bunları bilmek yetmeyebiliyor. İyi bir bakıcı bulmak biraz da şans işi. Umarım bizim bu ablamız yıllarca kalır bizimle de aynı hengameleri bir daha yaşamayız. Darısı tüm bakıcı arayanların başına…
glitter-graphics.com
13 Ekim 2008 Pazartesi
Oyun Grubu
Yasemin-Atilla ve Uras ile birlikte ,pek çok blogda rastladığımız oyun grubu aktivitesini Pazar günleri buluşmaları şeklinde yapıyorduk. Sonra Yasemin, bana Mothercare’de tanıştığı Sinem ve oğlu Berk’ten bahsetti ve Sinem’in de bu buluşmalara sıcak baktığını söyledi. Böylelikle üç bıcırın ilk buluşması bu Cuma gerçekleşti. Çocukları birarada seyretmek gerçekten çok keyifli. İlk etapta hiçbiri birbiriyle ilgilenmedi, hepsi önündeki oyuncağa ya da annesine sarıldı (benimki anneanneye). Sonra buluşma saatimiz Berk’in uyku saatiyle çakıştığından Berk uykuya gidince önce Efe Denizle Uras başbaşa oynadı. Uras ve Efe Deniz karşılıklı oyuncak savaşı yaptılar. Uras hangi oyuncağı alsa Efe Deniz, oyuncağı Uras’ın elinden çekti aldı, Uras da geri aldı durdu. Ama en komiği,bir ıslak mendilin birinden diğerine sürekli bir çekiştirme halinde geçip durmasıydı. Düşünün oyuncak bile değil,ıslak mendil :)
Yine de hoşumuza gitti aidiyet duygusu gelişmeye başladıysa,paylaşma da peşinden gelecektir diye düşündük.
Sonra Berk de uyanınca salona geçtik ve beylerin ikindi atıştırma faslı başladı.
Dizildik koltuğa yemeklerimizi bekliyoruz
Berk daha önce çok fazla katı gıda ile tanışmamış, sanırım ilk defa muzu denedi ve çok sevmişe benziyordu. Uras’ın da tercihi muzdan yanaydı. Bizimki ise biraz yoğurt(Yasemin’in ellerine sağlık), biraz da sevgili Yasemin’in bizler için hazırladığı kekten yedi. Uras’ın uyku vakti geldiğinde bizimki sürekli bağırıp, çağırıp deli dana gibi bir oraya bir buraya saldırıyordu. Bu gürültüde nasıl uyuyacak Uras’cım derken, üç çocuklu bir ortamda bulunmanın yarı şaşkınlığı yarı yorgunluğuyla kurtarıcı fikir annemden geldi: “biz Efe Deniz’i alıp çıkalım, dışarıda açık havada uyusun, hem Uras rahat uyur, hem siz rahat edersiniz”. Gerçekten de Efe Deniz dışarı gittikten sonra evde bir sesszilik oldu. Berk maaşallah hem çok kibar, hem de sakin bir çocuk. Uras desen hareketli ama o da kibar. Bizim ki hem hareketli hem cazgır. Bir yandan tüm ses çıkaran oyuncakları çalıştırıp, bir yandan elindeki kutu ya da oyuncakları birbirine vurarak es çıkartıp bir yandan da yüksek sesle söylenip,bağırıp çağırabiliyor. Hal böyle olunca Efe Deniz’in olduğu ortam evlere şenlik oluyor. Valla bu gidişle ilerde kimse evine kabul etmeyecek bizi.
Uras da uykusunu alınca bu sefer Uras ve Berk beraber oynadılar.glitter-graphics.com
11 Ekim 2008 Cumartesi
Bir müjdeli haber daha
Bu arada henüz çok yeni olmasına rağmen Duru'nun günlüğü'ne buradan ulaşabilirsiniz...08 Ekim 2008 Çarşamba
10 Aylık Efe Deniz , 7 aylık Nehir, 32 haftalık Başak
Pazartesi günü (6 Ekim) sağlık ocağına gittik. Malum 1 yaşına kadar aşı sürecimiz bittiğinden hastalık olmadığı müddetçe boy ve kilo ölçümü için para vermek çok da mantıklı olmuyor. Hem ben de tetanoz aşımın 2.sini olmuş oldum. Efe Deniz’in kilosu ve boyu normal gibi. Gibi diyorum çünkü tartıda rahat durmadığı için 9.400 ile 9.700 arasında değişen bir ağırlık gösterdi. Biz ortalamasını alıp 9.500gr kabul ettik kendisini. Aynı sıkıntıyı boyunu ölçmeye çalışırken de yaşadık . Ayakları dursa kafasını kaldırdı bir düzgün ölçtürtmedi boyunu :) Neyse ki sonuç olarak ikimiz de kilo ve gelişim olarak olmamız gereken sınırda çıktık.
Ben 2. hamilelikte, daha şişlerim ve kilolarım üzerimdeyken hamile kaldığımdan yuvarlanan bir top olurum zannediyordum. Neyse ki Efe Deniz’e hamile olduğum haftalardaki kilom ile aynı seyirde gidiyorum. Bakınız ilk resim Efe Deniz’li göbeğim,ikinci resim ise Nehir’li göbeğim :)
Efe Deniz Ekim başı
Nehir Ekim başı
Neyse dönelim Efe Deniz’e. Son yazdığımdan bu yana 15 gün geçti ve bu 15 günde bile çok değişti-gelişti beyimiz.
Bir kere moral bozacak şekilde “anneannem” diyor. Baba ve dede zaten diyordu ama “anne” diye bir şey yok. Bununla beraber kendi kendine şarkı gibi birşeyler söylüyor,lay lay lay diyor, kızınca dur durak bilmeksizin kızgınlığını anlatan karmaşık kelimeler kullanıyor. Aba, day, vuu,buu da lügatındaki yeni kelimeler.
Emeklemesi çok hızlı bir hal aldı ama en önelisi sıralarken arada elini bırakıp birkaç saniyeliğine kendi başına ayakta durabilmesi.
Büyüklere yaptığı şirinliğin haddi hesabı yok. El sallamalar, baş-baş yapmalar, alo diyen birini görünce elini ya da oyuncağını kulağa götürmeler,
Ama yaşıtlarına gelince biraz bencilleşme mi başladı ne? Pazar günü Uras’lar geldi. Uras, eline ne aldıysa bizimki elindekini bırakıp hep Uras’ın elindekini almak istedi. Hadi Uras 1 ay büyük ve idare edebildi ama Yiğit’ler (6aylık) geldiğinde tam bir kriz yaşadık. Yiğit’e ne versek hemen elinden aldı. Hatta Yiğit’in kendi oyuncaklarını bile. Gecenin ilerleyen saatlerinde ortama baktığımda Nehir geldikten sonraki halimi gördüm ve feci gözüm korktu. Baksanıza yarım saatte salonun haline.İki çocukla ne olacak benim halim???
Hadi dağanıklığı da geçtim Yiğit bir yandan ağlarken Efe Deniz’in sürekli bir yerlere tırmanma-kaçma-yıkıp devirme girişimi sonucu biz ebeveyinler “merhaba-nasılsın” dışında tek kelime edemedik desem yalan olmaz. Gecenin sonunda Yiğit’in gözü önündeki oyuncak yüzünden, Efe Deniz’in de alnı sehpanın köşesi yüzünden mordu. Tek dileğim şimdi kızımızın da Efe Deniz kadar yaramaz olmaması.Yaramazlık görceli bir kavram tabii ama Efe Deniz anneannesinde kaldığından ve daha ilk ağlama sesi duyulduğunda “ağlatmayın çocuğu” diye müdehale eden bir dede faktörü olduğundan oğlumuz iyiden iyiye her istediğini ağlayarak yaptırabilen, “hayır ve cıss” kelimelerine gülerek bakan,örtüleri tutup çekip üzerilerindekileri deviren,vazoları kıran, çiçekleri yolan, resim çerçevelerini aşağıya indirmeye çalışan,bulaşık makinasına,buzdolabına girmeye kalkan,bulduğu her kutuyu devirip içinde ne olduğuna bakmaya çalışan
Tüm bunlara rağmen bu kadar hareketli olması hoşuma gidiyor. Sessiz,sakin bıraktığın yerde oturan bir bebek olmasını da istemezdim herhalde. Tabii bunu bir de anneme sormak lazım. Çok yakında 4. ve son olduğuna inandığımız bakıcı ablamızla bize transfer olacaklar. İşte o zaman göreceğim günümü. Bu arada evet, yanlış okumadınız 4. Bakıcımıza geçtik bile ama daha önce de yazdığım gibi bakıcı hikayeleri apayrı bir yazı konusu olacak kadar uzun. Çok yakında “bakıcı nasıl bulunur, nasıl kaybedilir”…
07 Ekim 2008 Salı
Çok çok gecikmiş sobe
8 eylülde Sudamlam sobelemiş beni. Bunca zaman geçmesine rağmen, konu bu kadar güzel olunca dayanamadım geç de olsa yazmak istedim.
Konu: Mutluluğun tarifi ve resmi.
Aslında daha önce bu konuda yazdığım ve adı zaten mutluluğun resmi, olan bir yazı var. Bu yazıda mutluluğun, bekarken,evlenince ve çocuktan sonraki hallerinden bahsetmiştim kendi adıma.
Ama sonra Damla'nın annesi Yaprak'ın, blogunda en mutlu olduğu anı anlatmış olması ,beni de bugüne kadar en mutlu olduğum anı sorgulamaya itti. Ve peşpeşe iki an canlandı gözümde.
İlki, eşimin (hiç beklemediğim bir anda, annemler ile işbirliği yaparak gerçekleştirdiği, kalbimin yerinden çıkacağını, zamanın durduğunu ve o anda sonsuza kadar kalacağımızı sandığım) aşırı romantik evlenme teklifi.
İkincisi ise mutluluğun resmi de diyebileceğim, oğlumu kucağıma aldığım o ilk an.
Gözümden süzülen o bir damla yaş, mutluluğun ve birbirine karışmış binbir güzel duygunun en saf haliydi.
Sanırım bir-iki ay sonra en mutlu anlarımı düşündüğümde bir yeni görüntü daha belirecek gözümün önünde :)
Konu bu kadar güzel olunca, ben de bu yazıyı okuyan herkesi sobeliyorum Kim en mutlu olduğu anı ve mutluluğun resmini paylaşmak istiyorsa yazsın. Herkese Sobeee :)![]()
glitter-graphics.com
24 Eylül 2008 Çarşamba
Elif'in kızı doğduuu
Elif dün sabah itibariyle 40. haftasını tamamalayan Vera Elvin'ine kavuştu. 3.300 gr doğan minik süprizin ve annesinin sağlığı yerinde.
Vera'ya aramıza hoşgeldin derken bu müjdeli haberi siz blogcu dostlarla paylaşmak istedim :)![]()
glitter-graphics.com
23 Eylül 2008 Salı
9,5 aylık Efe Deniz ve son zamanlardaki hallerimiz
Uzun çok uzun zamandır yazmadım,yazamadım yine. Bu sefer sadece uzun uzun yatışlarım engel olmadı yazamama. Tabi ki yatarak yazma özürlü bir insan olduğum için de uzun süredir yazamadım ama aynı zamanda, iş yerimin tatsız bürokratik işlerle beni muattap etmesi, yeni başlayan bakıcımızın “şaibeli” gidişi, bazı ailevi sağlık sorunları gibi tatsız sebepler de ister istemez yazma şevkimi kırdı ve bir türlü geçemedim klavyenin başına. Oysa Efe Deniz ile ilgili o kadar çok şey değişti-gelişti ve o kadar çok fotoğraf birikti ki...
Yazının mutlu sonla bitebilmesi için Efe Deniz ile ilgili haberleri sona saklayayım. Bu arada yazamadığım süre zarfında bizi merak ederek gerek telefonla gerek mail ile durumumuzu soran herkese teşekkür ederiz. İyi ki varsınız :)
Eveettt, nereden başlasam? Sırayla ilerleyip önce 18 Ağustos ücretsiz iznimin bittiği güne dönelim.
Uzun zamandır yatmanın ve işten-güçten uzak kalmanın sıkıntısıyla işe döneceğim gün erkenden uyanıp sanki işbaşı yapabilecekmişim gibi hazırlandım ve servise binerek işyerime vardım. İlk hatayı servise binmekte yaptığımı sonradan farkettim. O kadar çok hoplaya zıplaya bir yolculuk yaptım ki o gün bu gündür Nehir’in ayaklarını resmen rahmimde hissediyorum. İşyerine vardığımda herşey çok güzeldi herkes beni ilgi ve neşeyle karşıladı (müdürüm bile-ki hasta olduğu zaman bile işe gelen,rapor kelimesinin “r”sinden nefret eden müdürümün bu kadar zamandır yok olmama ve yakında yok olacak olmama rağmen beni böylesi güleryüzle karşılaması gerçekten çok ilginçti benim için). Öğlene kadar durumdan haberi olmayan arkadaşların karnıma şaşkın şaşkın bakıp “nasıl yani kaç aylık oldu,hala doğurmadın mı?” ya da “ikizi içerde mi kaldı” gibi tepkilerine maruz kaldım. Öğlen ise rapor için almam gereken vizite kağıdını aldım ve hastaneden 32. Haftaya kadar yatmam geketiğini bildiren raporu alarak işyerine teslim ettim. Ay sonu geldiğinde bizim işyerinde her “uzman kadrodaki” çalışan gibi(bizim işyerinde uzman kadro ve görevli personel diye bir ayırım vardır ve ezilen zavallı görevli personeller raporlu oldukları-doğum izninde oldukları durumlarda maaşlarını SSKdan alırlar) hesabıma baktım ve birşey göremedim. İşyerini aradığımda artık çok uzun süredir işyerinde olmadığımdan “uzman kadro” çalışanı olmaya devam etsem bile işe dönene kadar maaşımı SSK’dan almam gerektiğini söylediler. Gözümde hemen SSK kuyrukları canlandı. Normal koşullarda sorun değil belki ama benim uzun süreli ayakta durmamam gerektiğine göre yoksa Nehir bir SSK kuyruğunda mı dünyaya gelecekti???
Ay sonunda (1Eylül) kendimi SSK da buldum. Ama o da ne? numara veren alette numara kalmamış. Elimde rapor öylece şaşkın şaşkın bakıyorum etrafa. Bir bankoya yanaştım “afedersiniz bir şey soracaktım” dedim. Elimdeki raporu aldı: “bu banko sadece sonu 0 ve 3 ile bitenlere bakıyor,siz 7.bankoya gideceksiniz” dedi. 7. Bankoya baktım, biri gelsede bir kavga çıkartsak diye sinirli sinirli sırasını bekleyen 3 adam, elinde bebeğiyle bir kadın ve bir yaşlı amca. En doğrusu en yüksek mercii ile görüşmek deyip içeri daldım ve müdürün yanına gittim. Rapora baktıktan sonra, hızlı ve kesinlikle anlayamayacağım bir şekilde “ ağustos maaşını bir sonraki ayın son günü, eylül maaşını bir sonraki ayın son günü işverenin düzenleyeceği çalışmamazlık belgesi ve ağustos ayı için düzenleyeceği prim ile alacaksın” dedi. Bakışlarım o kadar boş gelmiş olacak ki, raporumun arkasını çevirdiği gibi söylediklerini kısa madeler halinde yazdı gülegüle anlamına gelen “tamam” cümlesiyle bir sorunu daha çözmüş olmanın verdiği huzurla koltuğuna yaslandı. Çıkmış olduğum merdivenleri tektek ve ağır aksak inerken arkamdan hızlı hızlı inmeye çalışan ve hamile olduğumu anlamayan kişlerin pek çoğunun bana ve sülaleme varan nahoş cümlelerini duymamazlıktan gelip, ben de benzer nahoş cümleleri, acaba şirketim için mi, yoksa sağlık sistemindeki düzensizlikler için mi kursam diye düşünüyordum. 
Herşey o kadar da kötü değildi-daha doğrusu ben öyle zannediyordum-. Mesela 20 Ağustos’da Efe Deniz’in yeni ablası artık yanımızdaydı. Annemin yükü biraz olsun hafiflemişti. 9 kiloya yaklaşmakta ve anneanne kucağı bağımlısı olan oğlumuz en sonunda annemin sağ kolunun iflasına sebep olmuştu çok yakın bir tarihte. Lara, oğlumuzu tutarken annem en azından kendine ayıracak kısa molalar bulabilmeye başlamıştı. Önce bakıcı ablamızı nasıl bulduğumuzu anlatayım çünkü bakıcı bulmak başlı başına hikaye-imiş-. Havuzun çok kalabalık olduğu günlerden birinde annem kendine ait şezlonglardan birini çoluk çocuk gelen bir aileyle paylaştı. Bakıcı arayışlarına başlamak üzere olduğumuz bu dönem, bu ailenin yakında 1 seneliğine Amerikaya gideceklerini ve bakıcı ablalarını yanlarında götüremeyeceklerini öğrendik. Aile güvenilir başka bir aileye devretmek istiyordu ablalarını çünkü kız hem çalışkan hem dürüst hem de temiz pak çocuklarla iyi anlaşan bir bakıcıydı. Uzun uzun kızı inceledik, bebekle ilgilenmesine, davranışlarına baktık ve artık biliyorduk ki ağustos ortası gibi başlayacak olan bakıcı ablamızı bulmuştuk. Aile amerikaya gitti Lara bizim yanımıza geldi. Ancak saadetimiz uzun sürmedi. Amerika’ya giden ailenin, dedesi beyin kanaması geçirmişti ve Pazar günü Türkiyeye dönüyorlardı. O hengame arasında çocukla ilgilenemeyecekleri için Larayı bir süreliğine almalarında sorun var mıydı? Biz vicdansız mıyız, böyle bir durumda “hayır” denebilir mi? Tabii ki Lara onların yanında olmalıydı. Hatta Lara tereddüt yaşarken bile biz “bak onların sana ihtiyacı var yanlarında olmalısın” diyorduk. Bu sebeple Çarşamba yanımızda işe başlayan ablamız 4 gün sonra yine eski çalıştığı ailenin yanına döndü. Yaklaşık 1 hafta kadar onlara destek oldu ve 1 hafta sonra yine bizim yanımıza geldi. Ancak geldiğinde yüzüne bir mahsunluk çökmüştü. Nedenini sorduğumuzda eski çalıştığı aile buradayken bizimle çalışmanın ona zor geldiğini söyledi. “Ahh ne vefalı kız” diye düşündüm içimden (salak+saf Başak). Bir yandan da diğer ailenin annesiyle görüşüyorum ne yapacaksınız diye. Amerikaya geri dönmeyeceklerini hem çocukları yuvaya başlayacakları için htiyaçları olmadıklarını hem bizim Lara’ya daha çok ihtiyacımız olduğunu o yüzen geri almayacaklarını söylüyor. İki hafta daha bu durumda idare ediyoruz. Efe Deniz ile araları iyi,yüzü gülmeye hatta bizle birlikte gelecek planları yapmaya başlıyor; doğacak kızımıza tokalar almaya, önümüzdeki yaz Efe Deniz ile havuz kenarında yakalamaca oynama hayalleri kuruyor, bizimle kalmak istediğini, kalbinin bizden yana olduğunu belirtiyor. İçimiz rahat (salak+saf Başak) O hafta izne çıktığı pazar, diğer anne arıyor annemi, gelip görüşmek istiyor benim annemde olduğumdan haberi yok. Beni de karşısında görünce çok şaşırıyor. Lara onu aramış ve geri dönmek istediğini söylemiş-miş, aklı başka bir yerde olan bir kız, çocuğumuza da iyi bakamazmış,aslında o kal derse yine de bizimle kalmasını sağlayabilirmiş ama çocuğumuza faydası olmazmış biz yeni bir bakıcı bulana kadar ama bizimle kalabilirmiş...Kısacası “şaibeli” bir gidiş!!! Annemin yüzündeki ifadeyi görmeniz lazımdı,resmen gözünden ateş çıkıyordu. Efe Deniz bakıcımıza alışmış, herşeyi düzene sokmuşuz hadi tekrar sil baştan ve neredeyse kaybedilen 1 ay süre. “Hemen eşyalarını alsın bir gün bile daha fazla kalmasına gerek yok” dedi. Karşı taraf zorlanırsınız diye ısrar etse de, annem çok net. “ Başağın erken doğum tehlikesi olmasa bu kadar sorun olmaz ama bize çok vakit kaybettirdiniz, birgün daha bizimle geçirmesine gerek yok” diyor. O sırada annemin kızgın-kırgınlığını anlamasamda Lara’nın gidişini takip eden günlerde annemi çok iyi anlıyorum.
Komando dadı filmindeki gibi bir dadı yok mu acep?Sonuç: 2 gün boyunca koca göbeğimle çıktığım merdivenler, baskından kılpayı kurtulduğumuz bir ajans ziyareti ve kafamın içinde dönen “ellerim bomboş” şarkısı. Umarım en kısa sürede hem düzenimizi kurmak, hem Efe Deniz’in alışabilmesi adına yeni bir abla buluruz.
Neyse gelelim yazının mutlu sonuna. Koşuşturmacalar, sıkınılar derken ritüeli bozup Efe Deniz 9 aylık yazısı yazamadım. İşte bu yüzden Efe Deniz 9,5 aylık oluverdi ben yazana kadar :)
En iyisi resimler konuşsun ben detay vereyim.Sanırım böylesi hem daha keyifli olacak hem de özleyenler bol bol resimlerine bakabilecekler. Ne kadar büyüdüğüne siz karar verin.
İlk başlarda oda içinde başlayan ufak ufak emekleme girişimleri gün geçtikçe ilerledi ve bir anda emekleme pozisyonuna geçmesi ile gözden kaybolması bir olmaya başlayan bir sürece doğru ilerledi.
kaybolduğunda ise artık bakacağımız noktaları biliyoruz :)
9.aya giriş oyunları,oyun oynamayı keşfediş ve sosyalleşme açısından da çok önemli bir dönem oldu. Artık kendi kendine oyun oynadığı süreler uzadı. Bununla beraber parktan birşey anlamayacağını düşünürken bir de ne göreyim bizimki neredeyse 2 saat boyunca parkta inanılmaz keyifli zaman geçirdi.
Urasla 1 ay farkları olduğundan yakında daha iyi anlaşacaklar diye düşünüyoruz. İlk arkadaşı diyebileceğimiz "Ece" ise ekimde 2 yaşında olacağından bizimki ona pek arkadaşlık edemiyor. Ama Ece öyle tatlı bir kız ki gelip Efe Deniz'i "cici" diyerek sevmesi görülmeye değerdi :)
Benim oğlumla iletişimime gelince hala akşamdan akşama görüşüyoruz ama galiba benim annesi olduğumu ya da bir yakını olduğumu yavaş yavaş anlamaya başladı. En azından artık kırk yılda bir de olsa benim arkamdan da gitmeyeyim diye tepki verebiliyor. Beraber çekilmiş nadir pozlarımızdan biri aşağıda...
Bundan sonra daha sık yazabilmeyi umuyorum. Yazma şevki veren güzel yorumlarınızı bekliyorum...
glitter-graphics.co
26 Ağustos 2008 Salı
19 Ağustos 2008 Salı
Huuu komşu komşu
Oysa apartmanımıza taşınmamızı takip eden aylar içerisinde “ev alma komşu al” atasözümüzün ne kadar da anlamlı olduğunu üst kat komşularımız sayesinde hatırlamış bulunmuştum. Sabahın köründe bangır bangır müzik dinleyen, evde takunya benzeri terliklerle gezen ve olmadık saatlerde halı olmayan evlerini “gacurt gucurt” sesleri eşliğinde elektirkli süpürgeye süpüren bu insanımsı varlıklar, çok geçmeden ne kadar nezaket özürlü olduklarını da ekte yaşanan şu hadiseler sonrasında bizzat bizlere kanıtlamışlardır.
Hadise 1: Başak, yoğun kanama sonrası, bebeğinin hayata devam edebilmesi için dualar ederek, aldığı hormon haplarının da etkisiyle sersem bir şekilde yatmaktadır. Ama nedense kafasının içinde “bessa me moucho” şarkısı çalıp durmaktadır. Bu işte bir gariplik yok mudur? Elbette vardır. Şarkı sabahın 8 küsüründe kafasından değil üst kattan gelmektedir. “Ya sabır, ha bitti ha bitecek” derken, şarkılar ispanyolcadan,fransızcaya ve yunan şarkılarına dönüşmektedir. Kısa bir süre daha sabreden Başak, bir hışımla üst kata çıkıp zili çaldığında karşısında küstah, küstah olduğu kadar sevimsiz bir gençle karşılaşır(genç dediysem 27 ve üstü öyle 18 filan zannetmeyin). “Rahatsız olduğunu, olmasa bile yüksek sesle müzik dinlemenin bir zamanı olduğunu düzgün bir dille ifade edip, sesin kızılmasını rica ettiğinde aldığı cevap Başak’ın içinde “ah elimde bir balta olsaydı da şu adamın kafasına indirseydim” hissi yaratır. Cevap nokasına virgülüne dokunulmadan aynen şöyledir. “Sabah kaçta müzk dinleyeceğime sen mi karar vereceksin, hem dinlediğim şarkılar çok güzel...” Aklındaki balta hayaliyle”kibar bir şekilde özür dileyip sesi kısmanızı beklerdim, bu yaptığınız kabalık” diyerek, aklındaki diğer cümleleri içinde tutan Başak, “asıl siz terbiyesizsiniz bu saatte gelip kapıma dayanıyorsunuz” cevabıyla bir hışım eve dönüp balta aramaya başlar, ancak yazık ki evde hiç balta yoktur...
Hadise 2: Bu müzik sesini uygunsuz saatlerde açma olayı aylarca devam etti. Hatta bir gün Efe Deniz’in uykusundan uyanmasına bile sesbep oldu. Apartman girişinde bahsi geçen gencin babasıyla karşılaşan eşim yukardan gelen yüksek sesli müziğin bebeği rahatsız ettiğini söylediğinde ne cevap alsa beğenirsiniz “biz 2 ay sonra taşınıyoruz zaten...” Nasıl yani, siz iki ay sonra taşınıyorsunuz diye biz 2 ay daha bunu çekelim mi? Herhalde adamın yaşı itibariyle eşim, kibar davrandı yoksa ikinci bir baltalı saldırıya açık bir cümle...
Neyse ki, bu baş belası denebilecek aile tam çapraz karşımıza taşındı da bir süredir rahatız. Ama esas güzel olan bu gürültücü aileden muzdarip, bizim üstümüzün üstünde oturan Yasemin ve Atilla ile görüşmeye başlamamız oldu. Yasemin ve Atilla ile sık sık apartman giriş çıkışında, asansörde karşılaşıyor, hep görüşmek istiyor ama bir türlü fırsat bulamıyorduk. Yasemin benden tam 1 ay önce doğum yapmış ve Uras isminde dünya tatlısı bir oğlu olmuştu. Efe Deniz’in yaşıtı bir arkadaşı olacağı düşüncesi çok heyecanlıydı. Akşam üstü yukarı çıktık. Kapı açıldığında Efe Deniz de, Uras da babalarının kucaklarındaydılar ve uzun uzun birbirleriyle bakıştılar. Daha sonra kaynaşmaları için yere yan yana bıraktık ufaklıkları. 1 ay gerçekten de ne kadar değiştiriyor bebekleri. Yüzü tanımaya çalışan Uras her inceleme girişiminde bulunduğunda bizimki ağladı, biz güldük.
Bu arada Uras’ın da bir blogu var burdan sizlerle tanıştırmak isterim kendisini:
http://www.urasingunlugu.blogspot.com/
Pazar akşamı ise bir burukluk vardı içimde. Cuma günkü kontrolüm sonrası serviksin ,rahim kanalının 31.8 mm olması sebebiyle Sibel hanım, kesinlikle bir gün dahi çalışamayacağımı üzülerek bildirdi. En azında 1,5 ay sosyalleşebileceğimi düşünüyordum oysa ki. Pazartesi şirkete gittim. Tabii komik bir durumdu. Herkes “aaa aynı bıraktığımız gibisin” dediler. Hatta Nehir’den hiç haberleri olmamış bazı arkadaşlar , “nasıl yani, kaç ay geçti hala doğmadı mı?” diye hayrete düşerlerken, bazı arkadaşların gözlerinde “vah vah, bak doğum sonrası nasıl göbek kalmış” ifadesini açıkça gördüm :)
Gerekli açıklamalar, yasal prosedürler ve hasret gidermenin ardından şirketten ayrıldım.Bugün itibariyle Efe Deniz’in doğumu için almış olduğum 6 aylık ücretsiz iznim bitip sigortam başlarken 32. Haftaya kadar raporlu bir şekilde yatmaya devam edip, 32. Hafta itibariyle ise doğum iznine ayrılıyorum.
Herkes az kaldı diyip duruyor. Ama koskoca 14 hafta var daha önümde. Hele bir de yatarak geçince bu süre 14 hafta 14 ay gibi geliyor insana. Olsun hele bir o 14’ün 10 hastasını geçirelim de, ben razıyım böyle yatmaya.
Ne derler bilirsiniz “karpuz yata yata büyür”. Ben de çocuklarımı karpuz misali büyütüyorum desem yalan olmaz değil mi...
06 Ağustos 2008 Çarşamba
Dolu dolu 8 ay
5 ağustos itibariyle 8 ayı geride bıraktım.
Sonunda bu dünya denen yeri sevmeye başldım. Hem çok hareketli, hem de keşfedilecek bir sürü şey var. İşte bu yüzden beni uyutmaya kalktıklarında artık direniyorum. Neden gözlerimi kapatıp da bu eğlenceli keşiflerden mahrum kalayım ki?
Taklit yeteneğimi geliştirdim. Anneannemin öksürüğünü taklit etmeye bayılıyorum. Ben daha “öhö öhö” yapar yapmaz herkes hemen bana bakıyor. Gerçekten öksürmeyip numara yaptığım anlaşılınca da hemen “taklit etmek çok ayıptır” diyorlar ama nafile... Taklit yeteneğim bununla sınırlı değil tabi, bizimkilerin heycanlandıklarıda çıkardıkları “hii” gibi bir ses var onu da taklit ediyorum ama annem bunu yaptığım zamanlarda bana “kapı gıcırtısı gibi ses çıkardın” yine diyor. İyi birşey mi kötü birşey mi henüz çözemedim. Ayrıca kim eliyle bir yere vursa ben de vuruyorum, bana “gel gel” yapıklarında ben de yapıyorum.
Cümleler de daha bir anlamlı olmaya başladı hayatımda. “At emziğini”, “Çak”, “Çirkincik yap”, Dilini çıkar” gibi komutlara keyfim yerindeyse cevap veriyorum. Yok eşe dosta göstermelik söyleniyorsa bu cümleler sadece gülerek bakıyorum. Benim kullandığım kelimelere gelince henüz beklediklerini vermedim bizimkilere. Bilinçsizce “dede” diyorum ve bol bol “lay lay” ile ne anlama geldiğini çözemedikleri cümleler kurup kendimce konuşuyorum. Herşeyi bir anda beklemeyin canım,ben daha bebeğim.
Her türlü eşya ilgimi çekebiliyor. Ama mütevazi bir kişiliğim, son model bir arabadan aldığım keyfi bir karton kutudan da alabiliyorum. Salıncakta sallanmakta hoşuma gidiyor, yerde bulduğum bir naylon poşetle oyalanmakta.
Baktılar ki oyuncak filan ilgimi çekmeye başladı, geçenlerde büyük temizlik yapıp tüm oyuncakları yıkadılar. Kurutma kısmında ise bu komik görüntü çıktı ortaya...
Mütevaziyim ama tarzım var. Gözlük takmaktan , değişik saç modelleri denemekten
, günde en az 5-6 kere üst baş değiştirmekten, değişik tadları denemekten keyif alıyorum.
Değişik tadlar demişken. 1 ağustos dedemin doğum günü ve dedemle anneannemin evlenme yıldönümüydü. Bunun şerefine dedemle kadeh tokuşturdum. Aslanın da sütü olduğunu bilmiyordum.
Ama hainler masadaki çeşit çeşit mezeden bir tattırmadılar, bütün gece yalanıp durdum yanlarında :( Yemek yemek de çok keyifli birşey. Ağzını sımsıkı kapayıp açmadığın zaman herkes başına üşüşüp komik komik hareketler yapıyor. Sen de gülmek için ağzını açar açmaz tıkıveriyorlar kaşığı ağzına. Ama benim favorim “mandallı anneanne”yle yemek yemece...
hem bırakın artık kendim yemek istiyorum diyorum anlamıyorlar. Ne zaman kaşığı yakalamak için hamle yapsam ya benim yüzüm gözüm mama oluyor ya da bana yedirenin. Oysa bakın ne kadar da kibar yiyorum bisküvimi.
Son zamanlarda beni “Nehir”e alışırmak için büyük çaba sarfediyorlar. Almışlar bir tane bebek “bak bu Nehir, cici kardeş” gibi laflarla beni kandıracaklar akılları sıra. Gözümden de anlamıyolarlar galiba, ben de o oyuncak bebeği kardeş zannedecek göz var mı? Tutup saçını çekiyorum, gözünü çıkarmaya çalışıyorum, bir de bakıyorum anlamlı anlamlı birbirlerine bakıyorlar. Huuu o oyuncak bebek ya, ne endişeleniyorsunuz kardeşime hiç öyle şey yapar mıyım...Asıl kızdığım konu son günlerde çıkan “arabanı güzel kullan bak kardeşinde kullanacak o arabayı” lafı . Siz misiniz bunu diyen tenteyi yamulttum, kenarının telini çıkardım.
Bi duru di mi, daha kız doğmadan arabamıza göz dikti. Güle güle kullan Nehir’cim :)
Bir de bu ay en hoşuma giden şey ellerimden tuttuklarında adım ata ata istediğim yere doğru ilerleyebilmek oldu. Böylelikle daha fazla eşyaya uzanıp, dafa fazla muzurluk yapabiliyorum. Yakında kimsenin elini tutmadan yapabilirsem şu işi, işte o zaman görün siz beni (ve bizimkilerin perişan hallerini).
İşte koskoca bir temmuz ayı böyle geçti. Ağustos’da beni yeni süprizler bekliyor. Annemin işe dönüşü, Lara abla’nın benim ve Nehir için bizimle çalışmaya-yaşamaya başlaması, ve bakalım daha nelerrr neleerrrr....
PS: Bu yazının yazıldığı gün yani 6 haziran saat 20:30'da ilk kez "baba" dedim :)
03 Ağustos 2008 Pazar
Havuz arkadaşları
Oysa annem ve Efe Deniz ile birlikte havuza gittiğimde yattığım yerden pek de kalmadığım gibi yemeğim yanımda, suyum yanımda, kitabım, oğlum herşey yanımda olduğundan tuvalet ihtiyacı dışında hep şezlongumda uzanarak geçiriyorum günü. (tek dezavantaj, o güzelim havuza karşıdan bakıp da girememek oluyor)
Arda ile.
Sarp ile
Selim ile
Yusuf ile
Ayşe Deniz ile (benziyorlar değil mi?)
01 Ağustos 2008 Cuma
Anneanne sevgisi
Bir bebeğimiz olacağını söylediğimiz günü hatırlıyorum da, en yakınlarımızın gözleri dolmuş ve hatta pek çoğu sevinçten ağlamıştı. Pek tabii ki bu sulugözlü duygusal grubun içinde annem de vardı. Sorunlu geçen ayları atlatıp,bebeğin sağlıklı doğacağı güne kadar kimse bana bir çöp dahi aldırtmadı oğluma. E hal böyle olunca Efe Deniz’in tüm alışverişi son aylara hatta haftalara kaldı. Annemle aramızda geçen şu diyaloglar da bu alışveriş haftalarında yaşandı.
B: Anne bak bu tulum güzel. Anne? annee?
A: Başak ya, bak bu çok güzel değil mi? (elinde pembe cicili bicili bir kız elbisesi tutmaktadır)
B: Anne yaa... bizim oğlumuz olacak sen ikide bir gidip kız elbiselerine bakıyorsun “topitop” mu yapacaksın çocuğu.
A: Off tamam tamam....elindeki tulum güzelmiş...aaa şu pembe hırkaya bak...
B:???ya sabırrrr...
................................................................
A: Başak ya, acaba ben Efe Deniz’i çok sevebilecek miyim?
B: Aaaa, ne biçim bir soru bu böyle anne!!! Torunun o senin, seversin tabii.
A: Ama kız olsa bir başka olurdu.
B: Offf yine mi kız meslesi?
A: Ama ben ona böyle cicili bicili hırkalar örecektim, saçlarını iki yandan toplayacaktım...
B: Tamam anne ,tamam, kapatalım konuyu bak oğlan duyuyor içerden söylediklerini küsecek sana...
A: Tamam küsmesin onu da seveceğim.
....................................................................
A: Bak kızım şimdiden anlaşalım. Ben öyle uzun uzun bakamam oğlana. Hele kusarsa, ishal filan olursa siz halledersiniz.
B: Tamam annecim biliyorum sen böyle şeylere dayanamıyorsun miden kalkıyor, endişelenme hiç birini yapmak zorunda kalmayacaksın.
.........................................................................
A: Bak Efe Deniz’e neler aldım.
B: Aaaa çok güzel şeyler bunlar...Hööö anne bu ne?
A: Çok hoşuma gitti rengi cıvıl cıvıl, güzel değil mi?
B: Elimde fosforlu turuncu-pembe arası bir alt ile öylece donup kalmıştım.
Şimdi bu konuşmaları düşündüğümde çok gülüyorum. Eminim annem de zamanında nasıl böyle konuştuğuna inanamıyordur. Çünkü şu an Efe Deniz ve annem arasındaki aşk hiç birimizle yok.
E nasıl olmasın? Oğlan gözünü açıyor yanında anneannesi, hemen kalkıp kahvaltısını hazırlayan, altını değiştirip, bulaşmış kakaları temizleyen (ayy ben hayatta yapamam demesine rağmen elleri kolları her yanı kaka olsa da şikayet etmeden hem de),gezmelere götüren,onunla oyunlar oynayan, uyutan, günde 3-5 kere üstünü değiştiren, gece uyandığında onu sakinleştiren, her öğün farklı bir çeşit yemek yesin diye didinen hep anneannesi. Hal böyle olunca, oğlan anneanneyi “annesi” beni de komşu teyze zannetmeye başladı :). Şaka bir yana, annem yapmam dediği her şeyi ama herşeyi yapar oldu. İki dakika ayrı kalsa özlüyor,kaka,kusma gibi eylemlerinden hiç iğrenmediği gibi bununla dalga bile geçip bunları sevdiğini bile söyleyebiliyor. Efe Deniz de bu sonsuz sevgi içinde çıldırıp tüm işve ve cilvelerini anneanneye yapıyor.
İkisi arasındaki bu sonsuz aşkın kanıtları ise işte burada:
Esas komik olan ise son günlerde annemle aramızda geçen diyaloglar:
A: Başak ya, sence kızı da Efe Deniz kadar sevebilir miyim?
B: Hööö!!! Anne sen Efe Deniz doğmadan keşke kız olsaydı diyip duruyordun,unuttun galiba???
A: Öyle diyordum dii mi? Ama Efe Deniz çok tatlı, ben onsuz yapamam. Kız doğunca,o yine bizde de kalır değil mi?
B: Kalır tabii arada sırada...
A: Kalsın tabii,hem siz de rahat edersiniz canım sık sık kalsın :)
B: Anneeeee....
A: Tamam tamam, kızı da seveceğim çok... ama Efe Deniz çok başka ya....
Bu diaylog böyle uzuyor gidiyor. Şimdi Efe Deniz’e hamileyken yaptığımız diyaloglara rağmen annemin Efe Deniz’e olan aşkını görünce, kızı da ne kadar çok secveceğini az çok tahmin ediyorum.
Bazen soruyorlar “peki kıskanmıyor musun?” diye. İnsan canından bir parçanın, canının bir parçası olduğu biri tarafından sonsuz sevilmesini kıskanabilir mi?
31 Temmuz 2008 Perşembe
Nehir’imiz
Neyse güzel şeylerden bahse devam...Sibel hanım’ın da söylediği gibi Nehir hanım Efe Deniz’den de hareketli. İşte bu yüzden bir türlü 3 boyutlu bir vesikalık vermedi bize. Tam çekecekken ya eliyle yüzünü kapadı, ya yan döndü, ya da sürekli kafasını sallayıp titrek görüntüler verdi bize. Utanmaz tüm bunların sonunda parmaklarını “V” yapıp bir de zafer işareti yolladı. Tüm bu kıpırdanmaları cd’de ama siz 2 boyutlu profili ile yetineceksiniz maalesef.
Kıpırdanmalar demişken, tabii bu harketliliğin bedeli bana yol, su ,elektrik olarak geri dönmeye başladı bile. Efe Deniz’de 30.haftada başlayan uyku bölünmeleri ve erkenden uyandırma darbeleri,kızımızın yerinde duramaması sebebiyle 22-23.haftada hayatımın-uyku hayatımın- tam da içine girmiş durumda. Aldığım “progesteron” hormonu bir şekilde ben de “uyku” yan etkisi yapıyor. Neyse ki Efe Deniz annemde kaldığından en azından bir de gece maması için kalkmak zorunda kalmıyorum. Yoksa herhalde tüm günü yaşayan bir ruh şeklinde geçirirdim. Bu arada bu anneannede kalmanın Efe Deniz ile annem arasında nasıl bir bağ yarattığı konusunu ise pek yakında paylaşacağım. Yeterince oturdum, Nehir hanımı kızdırmayayım da gidip biraz uzanayım...
15 Temmuz 2008 Salı
Keyifsiz günler
Kul kurar kader güler...
İşte son günlerde sıkça bu özlü sözler dönüp duruyor kafamın içinde.
Hayatta herşeyle karşılaşabiliyor insan, herşeye hazır olmak lazım ; dost kazığına, akraba ölümümlerine, kötü haberlere,kazık atanlara....hep en önemlisi sağlık diyorum kendi kendime. Diyorum ama kendime çok, hatta 2 kat daha çok dikkat etmem lazım artık...
2 hafta önce başladı tatsızlıklar hayatımızda. Eşimin yeğeninin Selçuk’da yapılacak nikahına gitmek için yola çıkacaktık. Gitmeden, her ihtimale karşı bir kontrol olayım diyerekten Sibel hanıma gittim. O kadar emindim ki, Nehir’imizin gayet keyfinin yerinde olduğundan ve bize sorun çıkarmayacağından.
“boyu gayet güzel, kemik yapısı iyi,gayet hareketli....hmmmm”
“hmmmm” mı? Hayırdır, diye geçirdim içimden hemen. Kötü bir haber alacağımı hissettiğim her zaman yaptığım gibi. “Rahim yolu çok kısalmış, hemen acile inip şu iğneyi olmalısın ve seyahat kesinlikle yasak olduğu gibi hareketlerini de biraz kısıtlamalısın Başak’cım. Haftaya bugün gel de tekrar bakalım.”
“Anlayamadım Sibel hanım, yani şimdi bu tam olarak ne demek?”
“Dikkat etmezsen, erken doğum tehlikesi demek”
“!!! Anlıyorum, tamam dikkat edeceğim” dediğim gibi acile indim.
Hayatımda kortizon olsun,antibiyotik olsun,ağrıkesici olsun çok iğne oldum ama böyle acı veren, yeri 3 gün boyunca zonk zonk zonklayan böyle bir iğne olmadım.”
Çarşamba günü, tekrar kontrole gittiğimde 35 cm’dem 59 cm’ye yükselen rahim kanalı içimi az da olsa rahatlamıştı...ama bu rahatlama kısa sürdü. Türlü sebebplerden keyifisiz geçen Çarşamba gecesi ve Perşembe gününden sonra biraz da canımın sıkkınlığı sebebiyle Cuma gündüz yavaş yavaş sancılarım artmaya başladı. Gece iyice artınca,sabahın köründe Sibel hanım’ın yanındaydık. Tekrar bir kısalma yaşanmıştı. Yine mi iğne diye korkulu gözlerle Sibel hanıma bakarken, şimdilik ilaç ve istirahat haftaya kadar sancılar geçmezse iğne ya da hastaneye yatış gerekebilir dedi...
Hayatta en önemli şey sağlık, diyorum içimden. Onun dışında her türlü zorluk aşılabilir, her kötü gün atlatılabilir. Ve mümkün olduğunca “kötü” dış uyaranlara kapatıyorum kendimi...
Tek üzüldüğüm o keyifli, hoplaya zıplaya dolaşan hamilelerden olamadım hiç. Bir de tabii 30-40 dakikalık yola bile gitmem yasakken yaz tatili hayalerimizin suya düşmesi.
Sıkkın hissedip, biraz duygusallaştığımda ise en büyük kurtarıcım yetişiyor imdadıma Efe Deniz’in o bir gülümseyişi.
İşte o zamanlar, tıpkı aşağıdaki pozu gibi gözlerimi kapatıp hayata dil çıkarıyorum...
08 Temmuz 2008 Salı
Efe Deniz’den Nehir’e cevap
Ohhh maaşallah, bizimki şekillendi de, içerden laf yetiştirmeye başladı bile. Zaten pabucum dama atılacak diye üç buçuk atıyorum, hanımefendi bir de içerden anneyle-babayı azarlıyor. Hadi baba neyse de, ne o öyle, anneyle konuşma “canım oğlum, cicim oğlum” muhabbetlerine müdehale etme... Kızım, ben senin yüzünden aylardır kendi yatağımda yatamıyorum naber? Hava sıcak, bizim ev güneye bakıyor, çok terliyip uyanıyor dediler, beni anneanneye sürgüne gönderdiler. Ben anlamıyor muyum sanki. Gece annem fırlayıp benim yanıma gelmesin, sen bir zarar görme diye yatağımızdan olduk. Ha, anneannemde olmak çok güzel ona birşey demeyeceğim ama sen de sanki ezilen tarafmışsın gibi, daha doğmadan çıkma tepemize. Bak sonra şımarık derler, kıskanç derler.
Bak bana, biraz yol yordam öğren. Hiç kıskançlık tribi yapıyor muyum. Hayır. Neden? Çünkü herşeyin bir yöntemi var. Arada sanki kazara ayağım üstüne düşmüş gibi yapıp annemin karnından kafana tekme atıyorum. Ya da tırmanmaya çalışıyormuş gibi üstüne çıkıyorum. Kimse de “vah vah kardeşi hissetti de böyle davranıyor” diyemiyor.
E diğer taraftan omzumdaki yük büyük. “Abi, olacaksın” dediler, heyecana gelip hemen iki diş çıkardım. (Seni daha iyi ısırabilmek için hehehe) Büyük çocuk sen olacaksın dediler, hemen ayaklanmaya kalktım (yanına gelip seni daha iyi mıncıklayabilmek için hehehe) İkiz gibi büyüyecekler dediler, işte o zaman yaygarayı bastım. Yok artık ne ikizi canım, bir yaş var aramızda, hem zaten neden kız oluyorsan. Bak babam bile efkarlanmaya başladı senin yüzünden. Benim durumum daha da vahim. Şöyle karşılıklı bir top oynayamayıp, bir güreşemeyip,iyice bir pataklayamayacağım gibi kafana birşey attığımda ya da saçını çektiğimde sen hemen viyaklamaya başlayınca suçlu duruma düşeceğim. Tüm bunlar yetmeyecekmiş gibi ilerde dışarı çıkmak için “aaaa ama abimle çıkacağım” diye beni kullanmayı aklından bile geçirme...
Şimdi, duydum ki, bir de ,ben erkenden geleceğim filan gibi bir havalara girmişsin. Benden sana abi nasihatı: kal içerde kalabildiğin kadar. Bak orada yediğin önünde yemediğin arkanda. Gaz derdi, uyku derdi..vs yok. Buraya geldiğin andan itibaren, yemek için iki yuvarlağa mahkumsun, üstelik her ağladığında ne demek istediğini anlamıyorlar,çok uzatırsan tıkıyorlar ağzına emziği. Hele babamız, dediğimiz adam, “gazı var” dediği an bittiğin an oluyor. Öyle bir “pat pat”lıyor ki sırtına, gazın yoksa bile ciğerlerin fırlamasın diye gaz yaratıp geğiriyorsun. Bir de uyku derdi var, illa yiyip,gazın çıktıktan sonra uyuyacaksın. Uymazsan türlü metod geliştirip seni uyutmanın bir yolunu buluyorlar. Hele bir de kustuğun zaman bir üst değiştirme seremonisi var ki hiç sorma. Yani iyisi mi kardeşim,sen annemin içinde olmanın tadını çıkar. Kadını da boşu boşuna üzme. Bana çaktırmamaya uğraşıyor ama şimdiden saçlarını nasıl toplayıp, giydireceği elbiseleri konuşuyor anneannemizle. Ohoo daha 20 küsür hafta var önünde. Hem bırak da ben de biraz bebekliğimi yaşayayım. Bir daha da öyle sert çıkışlar duymayayım anneye-babaya (hemen abi pozuna girdim). Bakma sen, ben de sana biraz sert konuşuyorsam seni sevdiğim senin iyiliğin için. Hadi bakiim uslu uslu büyümene bak içeride, getirtme beni oraya...
07 Temmuz 2008 Pazartesi
Nehir'den mesaj var
Hep Efe Deniz, hep Efe Deniz. Beni düşünen yok galiba :(
Sabah annem bir “günaydın” deyip, iki tepemi okşuyor sonra hep duyduğum: “Hadi uyku vakti oğlum, hadi yemek vakti oğlum, hoppala oğlum,canım oğlum,cicim oğlum,tatlı oğlum”. Oğlum da oğlum. Yeter ama artık!
Aaaaa ama bu kadar da çifte standart olmaz ki. Ben mi dedim size beni yapın diye. Yaparken iyiydi de şimdi ilgiye gelince niye pas geçiyorsunuz beni!Hem madem yaptınız, e o zaman bana da ilgi gösteceksiniz, ben mi öğreteceğim size bebek içerdeyken gelişir,içerdeyken hissetmeye, duymaya başlar diye? Hey anne, senin bunu benden iyi biliyor olman lazım. Zamanında abim içinden kaçmaya kalktığında “oğlum bak orada bir kordon var, ona sıkı sıkı tutun sakın bırakma” demeyi biliyormuşsun. Bu ne çifte standarttır ya. Abime canım cicim, bana günaydın ve iki okşama darbesi . Madem öyle işte böyle, ben de rahim kanalına yaklaşır, çıkışa doğru yol alırım, sen de popondan yersin, o 3 gün boyunca yeri zonk zonk zonklayan iğneyi. Sen misin benimle konuşmayan, hadi bakalım şimdi de konuşma, şimdi de “tatlı kızım hadi çık yukarı, daha gelmene çok zaman var, acele etme” deme de göreyim.
Ne o baba, annemle böyle konuşmam hoşuna gitti galiba, gülüyorsun. Hiç gülme boşuna, senin konuşmalarını da duyuyorum burdan, sana da iki çift lafım var.
Seni çifte standartcı seni, seni ayırımcı baba seniiii...
Efe Deniz’e gelince, yok kızlar eve gelirmişmiş de, yok gece barlara gidermiş de, yok çapkınlık yaparmış da,yok kız arkadaşlarıyla işve cilve..vs’miş de... eee niye o zaman annem “kız da gezer” ya da “kızın erkek arkadaşı” gibi bir cümle kullandığında “kız nereye gezer” ya da “ne erkek arkadaşı ya yok öyle erkek arkadaş filan” diyorsun?!? Ne yapacaksın turşumu mu kuracaksın? Hem sen annemle gezerken iyiydi di mi? “Ama ben başka,ben anneni seviyordum” diyorsun hemen. Eee beni de seven biri-birileri olamaz mı?
Baba, baba? İyi misin baba? Birileri derken aynı anda sevecekler demek istemedim... Hani farklı zamanlar.... baba? Ahhh birşey oluyor adama...
Hay allah, daha beter oldu. Ben en iyisi şimdilik kapatayım şu erkek arkadaş meselesini. Baksana daha doğmadan adamı kalp hastası yaptım. Erkek arkadaşlar diyince böyle oluyorsa, Efe Deniz ne yaparsa ben de yapabilmeliyim dersem adam kalpten gidecek.
Yok yok zor iş dünyaya gelmek, daha içerden idare edemedim dışarda ne yapacağım bakalım.... neyse vardır elbet bir yöntemi...
Babaaaa...iyi misin....
06 Temmuz 2008 Pazar
7 ayım doldu
Mmmm makarnaaaa!!!
Şekil 1A
Ne işim var benim bu sepette...
29 Haziran 2008 Pazar
Su kuşu...
İşte konuşan foto'lar eşliğinde havuz maceramız :)
Bu şapkayı taktıklarında artık anlıyorum ki... HAVUZA GİDİYORUZZZ :)
Hemen mayomu giyip havuz kenarından suyun sıcaklığını kontrol ediyorum...
Başparmağımı bir daldırayım bakayım... hımm gayet güzel, tam yüzme kıvamında.
İşte giriyorum...
HARİKA !!!
Bu da nereden çıktı şimdi?!? Çok sıkıcı ağlayacağım galiba...
Yüzünce insan acıkıyor :)
Biraz dinlenip,enerji toplayıp,tekrar havuza :)
Yarın yine gelicez, söz dii mi? bakın bozuşmayalım!!!
glitter-graphics.com
26 Haziran 2008 Perşembe
Babalar günü süprizi
Bizim iki bıcır düşündüler taşındılar babalarına manevi hediyeler vermeye karar verdiler.
Efe Deniz bunun için hararetli bir çalışmaya girdi.
Anneanne ve dede desteği ile önce eller boyandı...ama bir türlü açık bir şekilde el izi çıkartmayı başaramadık...
Aaa mama var ben niye burda bu kartonla oyalanıyorum...
Sonra gıdıklana gıdıklana ayaklar boyandı... Yapma anneannene çok gıdıklanıyorum
Bastığım yerde iz bırakırım
Kısaca tam anlamıyla, tabiri caizse “el emeği,ayak nuru :)” bir çalışma ile aşağıdaki hediyeyi hazırladı..
İlk sanat eserim :)
İkinci bıcıra gelince;
O biraz sabırsız çıktı ve babasının, babalar gününü biraz erken kutlamak istedi.
Önce bir kutu içine hediyesini yerleştirdi ve üstüne de ekteki mektubu yerleştirdi.
Kutunun içinden ne mi çıktı ...SÜPRİZZZ :)
Sadece babamıza değil bana da güzel bir süpriz oldu.
PS1: %40 kız diyenler öpüyorum yanaklarınızdan,
PS2: Çocuğuyla çocuk olup, kalbindeki duyguları sınırsızca paylaşan tüm babalar,
BABALAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN:)
Tahmin sonuçları ve... kazanan sonuç
14/6/2008
Valla hepinize teşekkür ederim. Aşağıda yazan tahminler neticesinde ;
Kullanılan tahmin sayısı :10
Erkek diyenler: 6
Kız diyenler: 4 kişi.
Yani tahminlere bakıldığında %60 erkek tahmini ağır basıyor.
Sonuç mu?
Belki yarın,belki yarından da yakın :)
9/6/2008 - :))
Yazan: www.damlabebek.blogspot.com hiç anlamam ben böyle şeylerden..hani büyükler bilir yok ekşi isterse canın kız tatlı isterse erkek falan. yoksa tam tersimiydi :)) o yüzden senin yazdıklarından tamamen bağımsız sadece hissederek ben erkek diyorum :))
9/6/2008 - www.nazlitopkaya.blogspot.com
Yazan: ilknur erik yediğine göre ye ekşiyi çıkar ayşeyi demişler bence kızzzzzzzzzz
9/6/2008 - :)
Yazan: Ahmet DAYI :) İçimden bi ses kız diyor başak ablacığım :) Bana malum olabilir korkun derim :)
10/6/2008 - kızımız geliyoooooooooooooooooooo
Yazan: Hale teyzen zaten gelinin olacak...eeeee bi de damat lazım dimi........... durum böle olunca her ikisinin tadını da tatmış olursunnnn.... teyzen gibi..hhhaaahhhahhahhahhhhaaaaaaaaaaaaaaaaa canım sağlık doğsun da ister kız ister erkek olsun............ yeterki sağlıklı ol ve havan yerinde olsun..................... içime kız olacak gibi doğuyooooooooooooooooo.................... HADİ HAYIRLISI...........
10/6/2008 - Mercimek, sağlıklı olsun sevgi dolu olsun!!! :o))
Yazan: Şennur teyze İster kız ister erkek olsun ama anneciği ve babacığı gibi tatlı olsun. Sevgili ağabeyi, ilk gözağrımız ailemizin en bıcırı, en fıstığı, Efe Deniz i üzmesin... Mercimek, Ece gibi geliyooooo bana
10/6/2008 - - _ -
Yazan: bekirmertoglum tatlı ye al hakkıyı - eşki ye al ayşeyi derler büyüklerimiz ama ben bekir mert de çok tatlı yerdim :(( benim içimden erkek geçdi. sağlıklı sıhatlı bir doğum yaparsın inşallah. kocaman öpdük.
11/6/2008 - hihooo
Yazan: canito ERKEK !!! NOT:Kazanana hediye yok mu???
12/6/2008 - selam
Yazan: annesininoglusu selam.yazılarınızda dediğiniz gibi sizinle arkadaş olmaya geldik.görüşmek dileğiyle... (bu arada bebek bence erkek)
13/6/2008 - Erkek
Yazan: Gülay Başakcım sen hamile oldugunu söylediğin andan beri erkek hissediyorum. Ama eskilerden şuna çok inanırım: Popo büyüdüyse kız, karın büyüyorsa erkek... Çek bir resmini 4 boyutlu, daha net tahmin yazayım :))))
13/6/2008 - :))
Yazan: alp erkekkkk....:))
Kız mı erkek mi?
Son birkaç haftadır herkesde aynı soru ; bebeğin cinsiyeti belli oldu mu?
Bu sorunun cevabını öğrenmemize çok az kaldı.
Ama öğrenene kadar bir tahmin oyunu oynayalım dedim :)
Ben size Efe Deniz'e hamileliğimde ve bu hamileliğimde neler yaşadığımı yazayım, sizler de tahmin edin.
Bakalım % kaç, kız?, %kaç, erkek? tahmin sonucu çıkacak ve hangi sonuç kazanacak :)
İşte ipucu sayılabilecek yaşananlar;
Efe Deniz'e hamileyken ilk üç ay et namına hiçbir şey yiyemedim ama hiç sevmeme rağmen bol bol sebze yedim. az miktarda bulantıyı, yoğun kanama geçirmiş olmam sebebiyle yattığımdan tuvaletlere koşturmadan atlattım.
İlk üç ay geçtikten sonra ise, bol bol kebap, (etsiz) çiğköfte ve mağnum tükettim durum :) Ve yine 13.hafta itiberiyle öyle enerjiktim ki,plasentamın aşağıda olması sebebiyle hareketlerim kısıtlanana kadar bol bol gezdim,çalıştım,yüzdüm,hopladım zıpladım..vs.
Gelelim bu süpriz mercimeğin durumuna. İlk üç ay yine et-köfte..vs yiyemediğim gibi tek yiyebildiğim yiyecek makarna ve haşlanmış patates idi. Hatta bu durum 12. hafta itibariyle bitemeyip 13-14. haftalara kadar sarktı. Bu dönemde sanki herşey kokuyordu. Bulantım ilkine kıyasla çok olmasına rağmen sadece 2 kere çıkardım. Bir de, ilk hamileliğimde birkaç kez yaşadığım korkunç başağrıları bu hamileliğimde sayamayacağım kadar sık ve çok yaşandı.
Şimdi ilk üç ayı geride bıraktık, hala sebzeler pek hoş gelmiyor ama ufak ufak et yemeye başladım. Favori yiyecek kategorim ise meyve :) Hatta erik :) Ama geçen seferki enerji patlaması durumuna 16.haftaya girmiş olmama rağmen henüz ulaşamadım. Sürekli bir uyku hali durumu var ki sormayın gitsin.
İşte böyle...
Şimdi sıra sizde... Söyleyin bakalım sizce kız mı? erkek mi?
Star olmak zor iş :)
5.ay biterken
05/06/2008
Yarım yaşında oldummmm
Ha doğdu ,ha doğacak derken 6 aylık oluverdi bile.
Nedense ilk doğduğu günden beri, altıncı ay hep bir dönüm noktası olacakmış gibi geldi bana. Sanki ilk altı ay yeni doğan- bebek sınıfındayken, 6 aydan sonra bebek- çocuk sınıfında olacakmış gibi hissettim.
Sonuçta 5 haziran itibariye “buçuk” adam oldu beyimiz :)
Beşinci ayda Efe Deniz bize yine bir sürü süpriz yaptı bizlere.
İlk süprizi beşinci ayın ortasında pat diye çıkıveren dişi oldu :)
Biz acaba mı, bir kabartı mı ne var? diye kendi kendimize sorarken minik bir diş atıverdi kendini dışarı.
Dişim ve diş etlerim kaşınıyorrr
Ve en büyük korkumla yüzleşmiş oldum böylelikle. “Diş çıkarırken ateşlenip,huy değiştirip, tüm düzeni bozulacak mı?”. Bu saydıklarımın hiçbiri olmadı çok şükür ama bu dönemde iştahsızlık,sürekli kucağa alınıp ayakta durma isteği arttı. Bu ayakta durma isteği de gerçekten ayaklanmasını tetiklemiş olmalı ki, ikinci süprizini 5.ayın üçüncü haftasında birden bire kollarıma tutunup kalkmasıyla yaşamış olduk.
Hoopp işte ayaktayım
Şimdi tutunacak ne bulursa asılıp kendini kaldırıyor. Bacakları henüz güçsüz olduğundan kısa bir süre ayakta durup sonra popo üstü oturuveriyor :)
Elimi koyunca düşmeden oturabiliyormuşum...
Kendi başına oturma süreleri de uzadı birkaç dakika ancak dayanabilen miniğimiz artık çok daha uzun süreler oturabiliyor. Ama hala yüzüstü durma ile sorun yaşıyoruz.
Yüzüstü durmaktan hiç hoşlanmayan bıcır,sanırım bu gidişle emekleme diye bir eylemden hiç haberdar olamayacak.
Yemek konusuna gelince gündüzleri biberonla olan ilişkisi neredeyse sıfıra indi bizimkinin. "Kaşık olmadan yemem" triplerinde. Hatta boşta kaşık bulduğu zaman kendi kendine yeme denemeleri bile yapıyor.
Ama bu kaşık booşş :(
Kısaca bizimki şimdiden anladı galiba “abi” olduğunu, dişimi çıkartır,yemeğimi yer,ayağa kalkar büyüdüğümü ispatlarım der gibi bir hali var.
Bu ses nerden geldi? Şuradaki nesne ne? Meraklı ne demek?
Tabii tüm bu büyüme hevesiyle beraber artan merak ve ilgi, kendimizi bir anda bir “kaşla göz arası” döneminde bulmamıza sebep oldu.
Herşey kaşla göz arasında olabiliyor.
Örneğin şekil 1A’da gördüğünüz broşür oyalansın diye yolda eline verilmiş olup kafamızı başka bir yöne çevirdiğimiz anda kaşla göz arası kemirilmek suretiyle ekteki biçime getirilmiştir.
Mmmm çok lezetliymiş bu broşür...
Kaşla göz arası örnekleri, parçalanıp yarısı yenilen kağıt havlu, devrilen şekerlik, kapağı açılıp sallanamak suretiyle dökülen pudura ...vs gibi örneklerle çoğaltılabilir.
Buçuk adam olduğu şu günlerde en güzel şey ise tepkilerini çok güzel ifade etmeye başlaması.
Mesela biberon mamasını reddedip, sonra kaşıkla mama verdiğimizde “hah sonunda anladınız ne istediğimi” bakışı atıp, uzun süre arabasında kaldığında kollarını bize doğru uzatıp ellerini açıp kapatmak suretiyle “alın beni” diyebiliyor.
En güzeli ise keyifli olduğu zamanlarda gıdıklanırken atmaya başladığı sesli-çığlıklı kahkahalar.
Ayy katılacağım,gıdıklamasanıza yaaaa...
Bu kahkahaları duymak,insanın tüm dertlerini,tüm sıkıntılarını,aklındaki herşeyi uçurup götürüyor.
Dilerim hayatının her günü bu şen kahkahalarınla çınlasın benim “buçuk” aşkım...
Uçtu uçtu kuş uçtu...
Aldırmazdı kimseye..
Bak ne hallere düştü...
Günlerce hatta gece uyandığımda bile kafamın içinde çalıp durdu bu şarkı.
Ve haliyle RedBull Flugtug günü biz de o 85.000 kişinin arasındaki yerimizi aldık.
Tahmin edersiniz ki 85.000 kişinin arasında yer almaya kalkınca, hele bir de güne geç başlayınca yerin en arkada oluyor :)
Ve uçan makinaları çekiyorum zannederken abuk subuk,şeylerin resmini çekebiliyorsun. Şekil 1A
Kalabalığa bakın,hem karada hem denizde
Günün karlısı bizim oğlandı hemencecik iki dakikada arkadaş edinip kaynaştı :)
Merhaba Zeynep memnun oldum ben de Efe Deniz
Biz de baktık birşey göremiyoruz arabaların arkasındaki sembollerle resim çektirip, balkonumuzun serinliğine geri döndük...
Hiç işim olmaz uçanla kaçanla...
25 Haziran 2008 Çarşamba
Güzel günler
O günden aklımda kalan “bak bu kar” ve içinde bolca güneş geçtiği için sadece “güneş”i hatırlayabildiğim cümleler.
Bu günlerde bu “güneş” kelimesini yine pek bir sık duyar oldum.
Bizimkiler sürekli “hava güneşli,sıcak,yaz geldi..vs” deyip duruyor.
Anladığım kadarıyla havayı ısıtan bu güneş, insanların ruhlarını da ısıtıp yüzlerine bir gülümseme oturtuyor. dıaşrı çıktığımızda herkes cıvıl cıvıl. Ben bile artık arabamda uyumayıp etrafı seyrediyorum.
Ama ne yalan söyleyeyim,şu güneş lafını duyduğumdan beri yaşadıklarım pek hoşuma gitti. Neyse benim doğa maceralarıma geçmeden Cuma gününe döneyim...
Cuma günü gündüz ayrı,gece ayrı heyecanlıydı annem. Sabah sabah hastaneye gidip ikli test yaptırdı. Önemli bir testmiş o yüzden heyecanlıydı. Ben de kardeşimi görecektim ama yolda uyuyakaldığım için göremedim.
Hem zaten pek de görülecek birşey yokmuş, ben her ultrasonda kıpır kıpır, kımıl kımılken, kardeşim, annemin tüm öksürmelerine,dikilip dikilip tekrar yatmasına rağmen sadece elini “gidin başımdan” der gibi hareket ettirip kaldığı yerden devam etmiş uykusuna. Heh heh heh, tembel birşey geliyor galiba. Sonuçlar için önümüzdeki Cuma bir daha gidecekmişiz hastaneye. Olley bayılıyorum beni dünyaya getiren doktora gitmeye. Her seferinde beni kucağına aldığında masasındaki bir sürü şeyi inceleme şansım oluyor :)
Cuma gecesine gelince...Ben anneannemde kaldım çünkü Cumartesi günü annemin, kardeşi mi ne, evleniyordu?!? E,ama annem tek çocuk değil miydi diye düşünürken, birden aklıma daha önce yazdığı bir yazıdaki cümle gelince anladım ;
“İnsanın hayatta,akrabalarından bile daha yakın olduğu, kendi elleriyle seçtiği insanlar vardır. İşte bu insanlar,size o kadar yakındırlar ki artık onlar sizin akrabanız olurlar.”
Hımm, demek bu yüzen, annem Serap teyzeye “kendi ellerimle seçtiğim kardeşim” diyordu...
Annem tombik yanak olunca benzerlik bozuldu :)
Hem zaten üniversite yıllarında kantindeki amcalar onları hep ikiz zannederlermiş :)
Sınav öncesi günlerde sabaha karşı çalışmaya başlamaları, Ortaköy yolunda yağmur yağarken şemsiyeyle “yağmur dansı yaparak yürümeleri”, sınavlarda kopya çekme maceraları, gecenin bir vakti mide fesadı geçirtecek yiyecekleri yemeleri, 12 deve karşılığında bile birbirlerini takas etmedikleri, "yavaş yavaş hasan şaş" lafından gına gelen Mısır tatilleri, cuma karar verip pazartesi Tunus’a gidişleri,ve ramazan sonu olduğu için boş sokaklarda iki başlarına şehri keşfedişleri, sabahlara kadar yaptıkları uzun sohbetler,dertleşmeler,gelecek hayalleri... tüm bunlardan bahsederken sanki o yıllara dönüp duygulandı annem. Ama sonra gözleri parladı ve “ne güzel artık ailecek yapacağız” tüm bunları dedi.
Ömür boyu mutluluklar...
Pazar gününe gelince, hepberaber caddebostan sahile gittik. Annemin,kene endişelerine rağmen, ben ilk defa doğayla tanıştım. Zaten bu anı bekliyormuşum. Daha beni yere koyduklarından 3-5 dakika sonra döndüm :) Evet, evet kendi kendime 180 derece döndüm. İnanmıyorsanız bakın,annem ikici turumda kare kare belgeledidönüşümü .
bakın şimdi hoppp paaaa laaaaa
Sonra yerde sıkılıp ağaçlara tırmanmak istedim ama sadece dallar ile idare ettim. Birkaç aya kalmaz çıkarım ben bu ağaçlara :)
Aaaaaaa....tarzann geliyorrr...
Güneş lafını yine çok sık duydum ve her duyduğumda kafama 2 numara büyük gelen şu şapkayı taktılar tepeme.
Yaa bırakın çıkarayım bu şapka bana büyükkk...
Bütün gün yeşillik,temiz hava, güneş derken gece uyku rekoru kırdım.Gece 21:30 da mama yemiş olmama rağmen 23:00'de uyuyup,sabah 04:30’a kadar “gık” bile demeden, annemi hayretlere düşürerek hiç uyanmadan uyudum :)
Pazartesi bir de baktım ne göreyim? Babam!
Allah allah acaba hasta mı normalde bu saatte evde olmazdı diye düşünürken öğrendim ki bugün "19 Mayıs Atatürk’ü anma, gençlik ve spor bayramı" yani: Atatürk'ün “Türk Milleti için bağımlı yaşamaktansa ölmek daha iyidir’ diyerek Samsun’a çıkarak, bağımsızlık ve özgürlük mücadelemizi başlattığı” günmüş. Böyle günleri küçük de olsam açıklıyor bana annem; ağaç yaşken eğilirmiş...
İşte bu yüzden, bu önemli gün tüm yurtta kutlanabilsin diye tatilmiş.
Hal böyle olunca, bizimkiler durumdan istifade edip, madem açık hava iyi geliyor bizim oğlana diyerekten Polonezköy’e götürdüler beni. Gerçi ben mamamı yiyip, altım değişip,temizlenip,giyinip çantam hazırlanıp çıkana kadar saat 14:00 oldu ama yine de Leonardo’da brunch 17:00’ye kadar sürdüğü için sorun olmadı.Bizimkilerde bu Leonardo’dan memnun kadılar ki yine gelelim dediler. (http://www.leonardo.com.tr/)
Ben bu Polonezköy’ü de çok sevdim. Çünkü burda bir sürü “ilk”imi yaşadım.
İlk defa, kavun,karpuz,şeftali tattım.
Kavunu da sevdim,sıradaki meyve gelsin...
İlk defa mama sandalyesine oturup bizimkilerle karşılıklı masada oturdum.
İlk defa sırtımdan gıdıklanıp sesli kahkahalar attım.
Yapma babaaa...heheheh
İlk defa doğa fotoğrafı çektim. Evet evet, biraz deneysel oldu ama bu resmi ben çektim :)










punkçıyım...
punkçıyız.
yayılmışım şezlonga, güneş damlar içime...
Sonra işi oyuna döküp, iyice azıttılar ve ortaya bu manzara çıktı: bknz; su kuşları.

bazen düşünceli,
bazen ise beni uyutmaya çalışanı uyuturum :)



