CLICK HERE FOR THOUSANDS OF FREE BLOGGER TEMPLATES »

26 Nisan 2013 Cuma

Dedemin Odası




(Annenin kaleminden, Efe Deniz’in gözünden dedesi…)




Sevgili dedeciğim,

Hala inanamıyorum beni bırakıp gittiğine…

 
Arkadaşları anneme soruyorlar çocuklar nasıl karşıladı diye. Annem gözleri dolarak anlatıyor benim hislerimi. Söylediklerine göre defalarca prova yapmış senin yokluğunu bana nasıl anlatacağına dair. Herkesi tembihlemiş aynı dili kullanmak için. Ölümün hayatın bir parçası olduğunu anlatan o konuşmayı yapamadı annem. Hayat provalardaki gibi olmuyor dedeciğim. “Biliyorsunuz dün hastaneden telefon geldi ve ben hızlıca evden çıkmak zorunda kaldım” dediğinde planladığı hiçbir cümleyi söylemesine fırsat vermeden anladım ben ne söyleyeceğini. Çok ağladım dedeciğim senin için. Sonra durdum ve bunun bir şaka olduğunu söylemesini istedim annemden. Şaka değildi ve sen artık yoktun. Sen hastanedeyken senin için yaptığım resimleri artık sana veremeyecektim. Annem mezarına getirebileceğimi söyledi ama sen artık eline alıp göremeyecektin. Duana neden götürmediklerini sordum. Nehir’i gösterdi annem. Minik kardeşim üzüntüye hiç dayanamıyor. Yok saydı annemin söylediklerini. Biz annemle sarılıp ağlarken “bebek gibi ağlıyorsunuz” diyerek bastırdı duygularını. Her zaman ki gibi midesine vurmaz umarım. Hemen anneanneme gitmek senin odana gelmek istedim. Senin-bizim odamız….

Anneanneme gelir gelmez koştum hemen, uzun uzun kolunun altına girip film seyrettiğimiz, sohbet ettiğimiz koltuğuna. Anneanneme sarılıp ağladım biraz. Sonra sildim gözyaşlarımı. Sen bana emanet etmiştin odanı. Şarjda duran cep telefonunu çıkardım önce. Ekranda anneannemle birlikte çekilmiş bir resminiz vardı. Senin tarafını sevdim parmağımla ve “ bu telefon artık benim, arayan olursa ben söylerim dedemin öldüğünü” dedim. Çekmecelerini dolaplarını açıp kontrol ettim. Eşyalarını vermesinler benim için saklasınlar diye tembih ettim. Sonra koltukta oturup uzun uzun inceledim etrafı…






Benim için bir odadan öteydi bu oda … kimi zaman bir stadyum, kimi zaman vahşi hayvanların ortasında bir orman, kimi zaman köpekbalıklarıyla yüzdüğümüz bir deniz ve çoğu zaman hayata dair arkadaşça sohbet ettiğimiz kocaman bir koltuk demekti benim için bu oda. Evin, hayatımın en özel köşesiydi. O odada ben kocaman bir adama, senin arkadaşına dönüşürdüm.

Duvarları hayata dair sözler, ve hayatındaki en önemli kişilerin resimleriyle, en çok da benim ve Nehir’in hey yıl adım adım büyüyüşümüzün kanıtlarıyla dolu bu oda benim için sihirliydi.






Saat koleksiyonun odanın her yerindeydi.

En çok guguklu saati severdim. Koltuğunun kenarına çıkıp saat başlarında ve buçuklarda o kuşun dışarı çıkmasını heyecanla beklerdim. Şimdi düşünüyorum da o kadar saat arasında zamanı durdurmamız mükün olsaydı keşke.

Dolaplarından birinde eski albümler duruyordu. Albümün kapağındaki resimden bile içinde hangi fotoğrafların olduğunu bilecek kadar bakmıştım o albümlere. Duvarlardan birinde “12 yaşından önce yapılacaklar” listemiz duruyordu. Tamamladıklarımızın üzerinde çarpılar vardı. “Daha tamamlayacak bir sürü maddemiz vardı” dedim anneanneme. “Birlikte tamamlarız” dedi gözlerindeki yaşlara engel olamayarak. Her köşesini, her eşyasını annemden ve anneannemden bile daha iyi bildiğim ve “ben ölünce bu oda senin” dediğin ama benim, bu lafın ne demek olduğunu anlamadığım, anlamak istemediğim bir odaydı. Şimdi anlıyorum. Sen bana bir oda değil hayata dair bir bakış, bir olgunluk bıraktın. Her ziyarete gelen ben iyi bir arkadaşımı kaybettim dedi. Ama ben en yakın arkadaşımı kaybettim.

Sen hep benim kalbimde yaşayacaksın dedeciğim…

3 yorum var.Sen de yazmak istersen burayı tıkla...:

Fikret Yılmaz dedi ki...

Dağıttın gene beni seni çok seviyorum bir tanem kalemine sağlık ne denir bilemiyorum SÇS

annecik dedi ki...

BAŞINIZ SAĞOLSUN MEKANI CENNET OLSUN ÇOCUKLAR İÇİN AYRI ZOR BÜYÜKLER İÇİN AYRI ZOR ALLAH NURLAR İÇİNDE YATIRSIN

Sudamlam dedi ki...

başın sağolsun... allah rahmet eylesin...