CLICK HERE FOR THOUSANDS OF FREE BLOGGER TEMPLATES »

18 Ağustos 2009 Salı

Nehir hayatı keşfediyor...




Resmime yaklaşın! Yaklaşın, yaklaşın!


Ne görüyorsunuz? Gülen gözlerimi mi? Yoksa gülen gözlerimin altındaki tırnak izlerini mi?


Kedi mi dediniz? Yanıldınız, aşağıda gördüğünüz şu melek suratlı şeytandan başkası değil bana bunu yapan.



Bi de artist artist dolanıp, bıcır bıcır konuşup herkesin sevgilisi olmuyor mu?!? Çıldırıyorum. Neyse tüm darbelere rağmen yıkılmadım ayaktayım...



Hatta gerçekten ayaktayım :) Biryerlere tutunup öylece duruyorum. Sonra "bammm" diye oturuyorum popo üstü.


Olsun hayatın güzelliklerini keşfetmeye başladım iyiden iyiye.
Ağustos başı dedemin doğum günüydü. Benim herzaman içtiğimden farklı bir süt denettiler bana.

Aslan sütü müymüş neymiş. Ben sütü sadece inek yapar zannediyordum ama aslan yapsa daha iyi galiba baksanıza dedemin parmağını yutacaktım neredeyse :)






Bir de araba diye birşey varmış. Çok konforlu. İçine oturuyorsun hiç yorulmadan seni istediğin yöne götürüyor. Ben de bu koşullar altında 3G teknolojisinin şarkısındaki nakaratı kendime uyarlayıp "arabayla gitmek varken dünyada yürümek niye" diye mırıldanıyorum.
Oyun kavramım melek yüzlü şeytan sayesinde gelişti :)

Asabi abim keyfi yerinde olduğunda ya da ceza alacağını hissettiğinde pek bir iyi geçiniyor benimle.

Zaman zaman masadan masaya oturup sohbet ediyoruz,



zaman zaman ise yastıklardan havuz yapıp içinde oynuyoruz.


Baktım abim koşturup, çoşmaya başlıyor, o zaman da çözümü babama sığınmakta buluyorum :)


Ama en keyif aldığım şey suda olmak ve yüzmek...hem de tek başıma :)



Dünyada keşfedecek daha çoook şey var. E haliye ben de diyorum ki "merak ne güzel şey, ne güzel şey merak". Çok yakında yeni keşiflerle sizlerleyim :)








5 Ağustos 2009 Çarşamba

Fotolarla ortaya karışık

Kenara çekilsene ben de gözükeyim... Neyse görürsün sen!!!






9. aya girmek üzereyim, içimdeki muzur kız hergeçen gün ortaya çıkıyor. Sürekli ayakta durmak öpücük atmak annemin takılarıyla oynamaya favorilerim. El sallıyorum ba-ba ,de-de gibi heceler çıkarıyorum. Müzik duyunca şarkı mırıldanıp sallanıyorum. Haliyle gün sonunda nerde bulursam orda yığılıp kalıyorum. Bakınız şekil 1A :)


Şekil 1A




20.aya gireceğim şu günlerde iyice sarışın oldum.Bakınız yukardaki efendi duran halim. Her gören saçlarımın bu kadar açılmış olmasına inanamıyor. Valla papatya suyu filan sürmüyoruz tamamen doğal bir açılma :)
Resimde efendiyim ama muzurluklara tam gaz devam. Zıplamadık koltuk, karıştırılmadık çekmece, ellenmedik eşya bırakmıyorum.İstediğim yapılmadı mı atıyorum kendimi yere öylece yatıyorum. Olmadı ısırıyorum.
Artık adımı sorduklarında söyleyebiliyorum. Bir de komik bir düz mantığım varmış (annem öyle söylüyor) Mesela üstüme yeni aldıkları bir thisirt giydiriyorlar, annem dön bir bakayım diyor. Ben de "dön" lafını duyunca kendi etrafımda 360 derece dönüyorum. Ya da puzzle yaparken "öyle değil çevir koy" diyor. Ben de elimi çevirip aynen dediğini yapıyorum. Dediklerini yapsan bi dert yapmasan bi dert nerde şimdi düz mantık anlayamadım...


Bilardo işte böyle oynanır!

Yazının sonu geldi anca kaydın aşşağı neyse ...İşte budur, kardeş kardeş poz verelim :)






glitter-graphics.com

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Neler yapıyoruz

Nehir:

Valla ben bu abimden çok çekmeye başladım. Adam bi yerinde durmuyor. Hal böyle olunca beni kendi halimde bırakıp hep onunla ilgileniyorlar. Baktım ki bu iş böyle gitmeyecek ben de başladım yaygaracı olmaya. Yemek yerken yüzüme gözüme bulaştırmaya, ayaklanmaya... İlgi ikiye bölününce bizimkisi pek bir bozuldu. Gelip ikide birde etrafındakileri ve beni tırmalamaya ve ısırmaya başladı. Ben durur muyum yakın markaj yakaladım mı, ben de yapışıyorum saçına başına :) İkimizin de en sakin en uyumlu olduğumuz yer havuz. Pek bir keyif alıyorum havuza gitmekten. Genelde güneş kremini vücuduma sürseler de bu krem benim en sevdiğim diş kaşıma aracım. Kremi elime alıp kuduruyorum :) Ama en sevdiğim şey yüzmek. Sudan hiç ama hiç çıkmak istemiyorum. Kısaca aşağıdaki resimde, "o bir küçük hanfendiii" gibi dursam da abimi örnek alarak büyüyorum.



Efe Deniz:

Kıza bak ya ,iki dakikada yine beni çekiştirmiş. Yok öyle kıskançlık filan, oyuncaklarımı vermiyorum çünkü onlar benim. Ben doğunca bana alındı. Ha annem-babam çok istiyorlarsa ona yenisini alsınlar. Mecbur muyum ben herşeyimi onunla paylaşmaya. Bak bi de benim thisirtümü giyip poz filan veriyor. Yine ısıracağım galiba... Ihhh ısıracağım mı dedim yok yok dişlerim kaşınıyor da ondan. Aman şurda iki satır kendimizden bahsedeceğiz yine ana konu küçük hanım oluverdi. Neyse siz onu bırakın da ben neler yapıyorum anlatayım. Konuşuyor gibiyim. Gibiyim diyorum çünkü 2 kelimeden oluşan cümleler kuruyorum. Ama tek tek kelimelerle istediğim herşeyi anlatabiliyorum. Mesela : anne, galk, del, vu,goy=anne kalk gel su koy, ya da baba, in araba ınnnn = baba inip arabaya binip gidelim :) birde sorulan sorulara yine tek kelimeyle cevap veriyorum; bisikletin nerde ? aşada=aşağıda, nasılsın? iim=iyiyim? Kalem koltuğun altında mı? yok...vs En komiği söylenen cümleleri tamamlamam. Bizimkiler "türküm" diyor ben heme peşinden "doğruyum" diyorum. Ya da annem "biir" diyor ben hemen "itii" diyorum. Sayıları biliyorum ama bizimkiler pek gaza gelmesinler diye henüz peşpeşe saymıyorum.


Bizim ufaklık bir konuda haklı. En iyi anlaştığımız yer havuz. Herkes kendi halinde. Benim arkadaşlarım da var,o yüzden pek muhattap olmuyoruz. Bütün gün havuzun içinde dolanıp, yüzme stilleri geliştirip duruyorum. Muzurluk konusuna gelince söylemem gerek var mı? Tabii ki tam gaz devam :)

Makinaya.... TAM İSABET


Anne:

İş hayatı sanki hiç ara vermemişim gibi kaldığı yerden devam. Zor olmuyor mu diye soruyorlar bana. Hem evet, hem hayır. Evet çünkü çook yorucu bir tempo oluştu hayatımda. İşten çıkıp çocukları ihmal etmemek adına onlarla yatana kadar kaliteli zaman geçirme çabası oldukça yıpratıcı. Süt izni sebebiyle 16:00da işten çıkıp afacanların yanında alıyorum soluğu ve bu tempo gece 22:00ye kadar sürüyor. Yani sabah 08:00-22:00 arası full time mesai. "vah vah" mı deniz? evet bence de vah ki ne vah! "onu iki çocuk yaparken düşünecektin" mi dediniz? Haklısınız, bu kısmı düşünmemişim.




Neyse işin bir de hayır kısmı var. İş hayatına dönmek, "eski" Başak'ı bulmamı sağladı. 2 yıldır sadece anne olan ve içindeki potansiyeli dışa vuramayan Başak geri geldi, sosyalleşti,kendine kahve molaları da olsa zaman ayıran biri oldu. Tabii bir de tüm gün çocuklarla olamayıp onları özleyince gün sonunda onlarla olan iletişimim çok daha iyi ve anlayışlı bir boyuta geldi.

Kısaca zaman daha hızlı akmaya başladı. Ama ben hala her anı dolu dolu yaşamaya çabalıyorum...




glitter-graphics.com

5 Temmuz 2009 Pazar

Çalışan anne olmak


Minik aşklarım,

Daha minicik bir mercimekken içimde, toz pembe hayaller kurmuştum ikiniz için de... Ama malesef ben, o şenşakrak ortalıkta gezinen, her türlü aktiviteye katılan, çocuk da yaparım kariyer de diyerek işine gidebilen annelerden olamadım. Her iki hamilelik sürecimde toplamda bir yıla yakın süre yattım salondaki uzun koltukta...Yanlış anlamayın her türlü zorluğa değersiniz ikiniz de. Ve hiç pişman değilim çektiğim tüm bu sıkıntılı günlerden...

2 yıl geçti tüm bu süre zarfında. Koskoca 2 yıl. Oğlum sen artık 1,5 yaşında büyümüş de küçülmüş bir adamsın.Söyleyemediğin kelime,anlatamadığın olay,beceremediğin muzurluk yok. Kızım sen de artık 8 aylık kendi poposu üstünde devrilmeden durabilen, hatta zaman zaman kendi ayakları üstünde bile duran, kendi kendini oyalayabilen minik bir lokumsun. Yani artık annenizin "anne" sıfatının yanına tekrardan "çalışan" sıfatını almasının zamanıdır. Belki evde olmadığım için biraz bozulup, darılacaksınız bana. Ama inanın hiçbir anne çocuklarını bırakıp da işe gitmekten keyif almaz. Her anne için dünyadaki en değerli varlık çocuklarıdır. İşte bu en değerli varlıkların geleceği için anneler işe gider. Yarın sizlerden ayrı geçireceğim ve iki yıl aradan sonra iş hayatına döneceğim ilk gün. Umarım hepimiz için sorunsuz geçer ve umarım yaşınız ilerlediğinde beni anlarsınız. Sizi çok seviyorum ve ilerde iş hayatınız başlamadan aşağıdaki Aziz Nesin'in şiirini hatırlamanızı diliyorum...


Diyelim ıslık çalacaksın ıslık
Sen ıslık çalınca
Ne ıslık çalıyor diye şaşacak herkes
Kimse çalamamalı senin gibi güzel


Örneğin kıyıya çarpan dalgaları sayacaksın
Senden önce kimse saymamış olmalı
Senin saydığın gibi doğru ve güzel
Hem dalgaları hem saymasını severek


De ki sinek avlıyorsun sinek
En usta sinek avcısı olmalısın
Dünya sinek avcıları örgütünde yerin başta
Örgüt yoksa seninle başlamalı


Say ki hiçbir işin yok da düşünüyorsun
Düşün düşünebildiğince üç boyutlu
Amma da düşünüyor diye şaşsın dünya
Sanki senden önce düşünen hiç olmamış


Dalga mı geçiyorsun düşler mi kuruyorsun
Öyle sonsuz sınırsız düşler kur ki çocuğum
Düşlerini som somut görüp şaşsınlar
Böyle bir dalgacı daha dünyaya gelmedi desinler


Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum
Derlerse ki bu işler bişeye yaramaz
De ki bütün işe yarayanlar
İşe yaramaz sanılanlardan çıkar


29 Haziran 2009 Pazartesi

2 yıldan sonra tatil


2007 yazında EfeDeniz'in , 2008'de Nehir'in doğum tehlikesi derken kumu ve denizi unutmuştuk resmen.
2009un yazını iple çektik bu yüzden. Ha biri 7 aylık, biri 18 aylık iki bıcırla ne kadar tatil olur diyorsanız, buyurun detaylar;
İlk korkumuz arabaya nasıl sığacağımız yönündeydi. Bavulları kargoyla yolladıktan sonra, arabanın bagajında 2 adet bebek arabası, bir adet ikea mama sandalyesi, bir adet oyun parkı, bir adet yedek mama çantası, bir adet yedek kıyafet çantası, arabanın içinde, ayaklarımızın altında bir adet mama ve ihtiyaç çantası, bir adet oyuncak çantası, bir adet ilaç çantası ve kendimize ait eşya çantaları olmak üzere "bir vosvosa 4 fili nasıl bindirirsin misali"yola çıktık. İkinci korkumuz ise İzmir'e kadar sürecek yolculuğumuzda o kadar saat Efe Deniz'i nasıl zaptedeceğimizdi. Elimizin altında her türlü mama ve kriz yönetimi için ise meyve suyu ve en önemli kurtarıcımız "lolipop" vardı. Bol bol mola da veripnce, son bir kaç saat dışında çok mızıldanmadı çocuklar. İlk gece halamızda misafirdik. Halamız,ve kuzenler hasret giderdi. İkinci günün sabahı "Ürkmez'e" doğru yola çıktık. 45 dakika sonra babanne ve dedenin yanında, yazlıktaydık. Efe Deniz bahçe ve hortumu görür görmez mest oldu zaten.
İlk defa denizle tanışan bıcırlar denizi çok sevdiler. Karada olduğu kadar,
şşşşttt çekmesene böyle cıbıldak cıbıldak...
deniz soğuk olmasına rağmen suda da oldukça keyifli vakit geçirdiler.
Gündüz vakti deniz kenarında yeterince suya doymamış gibi eve döndüğümüzde de şişme havuzda oynayıp durdular. İlk kelimesi (anne-baba haricinde) "araba" olan Efe Deniz'in tatilimiz boyunca araba aşkı görülmeye değerdi. Arbanın anahtarını isteyip , elinden yayakaldığı ilk kişiyle arabaya gidip, anahtarı kontağa sokup kendi kendine direksiyon çevirip bir yandan vites değiştirip "ınnn ınnn- düttt düttt" diyerekten araba sürüyormuş gibi yapması son günlerde artık hepimize fanalık getirdi :) Tatilimizin son günlerine yakın gelen, halamız, Ersin-Tuba ve Erkin sayesinde de mangal keyiflerimiz bir kat daha arttı.
Resmin köşesinde bir fare karpuz mu aşırıyor ne???...
Çocuklar da kuzenlerini çok ama çok sevdiler.
Tatilimiz Haziran başına denk geldiğinden heryer kapalıydı. Bu sebeple akşamları pek bir eğlencemiz olamadı. Açık olsaydı da iki çocukla kaç gece çıkabilirdik bilmiyorum. En büyük eğlencemiz bir gece Efe Deniz'in topuyla oynamak oldu :) Kısacık da olsa, çocuklarla birlikte geçirdiğimiz bu ilk tatil "unutulmaz anılar" arasında yerini aldı. Bu yazıyı okuyan İzmir'deki tüm sevdiklerimiz, hepinizi şimdiden özledik ve çok öpüyoruz.



4 Haziran 2009 Perşembe

Büyüyoruz


Zaman hızla akıp gidiyor... ve biz büyüyoruz...

Efe Deniz 18 aylık oldu.



1,5 yaşında küçük bir papağanımız var.
Ne söylersek arkamızdan tekrar ediyor. Büyüdükçe iyice komik bir adam oldu;
Yoldan eskici geçerken arkasından "eskijiii" diye bağıran, kapıyı çalıp açılmadığında bana dönüp manidar manidar bakaraktan "anahtar" diyen, yolda hapşıran birini gördüğünde hapşırma taklidi yapan, elinden birşey düşürdüğünde ya da kızdığında "aman bieee" diyen, apartman görevlimiz emine abla'ya ilk başta "emime" diyip sonra kısaltıp kısaca "emi" diye çağıran, Nehir'e "neni" diye seslenip şapur şupur kardeşini öpen, ayakkabısını çekecek ile giymeye çalışan, oyuncak bir araba bulduğunda "ınnnn... ınnnn diye motor sesi çıkarıp kornaya basıp düt düt diyen, herkesin terliğini ayırt edip ayağına kadar getiren, elimdeki mamalar yere döküldüğünde "anammm" diye tepki veren, ayağını burnuna götürüp "koku" diyen,"anneanne sana ne pişirsin?" dediğimiz de "pilaaaa" diye çıldıran, çokça bizi çıldırtan ama bir o kadar da şirinlikleriyle yaptıklarını unutturan, bir küçük adam oldu.



Nehir 7 aylık oldu olacak.
2 minik incimiz var. Henüz tam oturamıyor ama süper sürünüyor. O kadar ki, koyduğum yerle bulduğum yer arasında epey bir fark oluyor. Katı gıdalara geçtik ama pek iştahlı değil. Yine de yanaklardan ve boğumlardan anlaşılacağı üzere kilo sorunumuz yok. Büyüdükçe bana daha çok benzedi. Babaya da az çok benziyor. Agu budular tamam da Efe Deniz'de bu aylarda duyduğumuz "ba..ba, de... de" heceleri henüz çıkmadı. Biraz nazlı kızımız :) Saçımız az ama toka takmak için abimizin saldırılarına gözlerimizi kapatıp direniyoruz.





Ve ikisi artık iyice birbirlerinin farkındalar...


Efe Deniz, Nehirle oynamak için herşeyi yapıyor, atçılık bile oynuyorlar...


Nehir de kendini savunuyor.


Su kuşu sayımız havuz sezonunun açılmasıyla birlikte birden ikiye çıktı:
Büyük su kuşu,


küçük su kuşu;




Dedim ya büyüyoruz... ben de onlarla hergeçen gün bildiğim şeyleri yeniden keşfetmenin tadını çıkarmaya bakıyor, iş hayatına geri dönmeme 1 ay kala hergünün değerini bilmeye çalışıyorum...